Teknoloji, İş ve Yabancılaşma

Teknoloji, iş ve çalışma arasında yakın bir ilişki mevcuttur. Teknoloji iş bölümünü, işin niteliğini, içeriğini ve ritmini etkilemektedir. Endüstri öncesi toplumlarda iş önemli ölçüde insan ile doğa arasındaki etkileşime dayanmaktadır ve tabiat şartları emek süreci ve işin niteliği konusunda belirleyici bir etkiye sahiptir. Avcı ve toplayıcı olan ilkel toplumlarda iş basit bir iş bölümüne dayanır. Esasen göçebe olan bu küçük topluklarda insanlar yaşamlarını sürdürürken ve üretim yaparken basit teknolojik aletler ve taştan yapılmış silahlar kullanmak durumundadır.

Tarım devrimi insanların yerleşik hayat geçmelerine neden olurken ekonomik faaliyetlerin niteliğini de derinden etkilemiş ve yeni işbölümü ile yeni işbirliği biçimleri gelişmiştir. Antik medeniyetlerin yükselişi ve kentlerin ortaya çıkması tarımsal olmayan imalat üretimi küçük işyerinde yapılmaya başlamıştır. Daha sonra bu işyerleri, loncalarda örgütlenen küçük zanaatkâr işletmelere dönüşmüştür. Bu işletmelerde iş vasıflı usta, kalfa ve çıraklalar arasında organize edilmekteydi. Üretimde belirleyici olan ustanın vasfıydı. Yüksek vasıf ve beceri gerektiren iş yüksek iş tatmini sunmaktaydı.

Merkantilist kapitalizmin yükselişiyle birlikte manüfaktür dönemi başlamış, yeni işletme tipleri ortaya çıkarken eve-iş verme sistemi gelişmiştir. 19. yüzyılda fabrika sisteminin tarımda, el zanaatlarında ve ev işletmelerinde çalışan çok sayıda bağımsız üretici işçileşerek kapitalistlerin kontrolü altına girerken üretim, hızla büyük ölçekte ve merkezi yapılarda örgütlenmeye başlamış ve iş evden fabrikaya kaymıştı. Endüstri Devriminden sonra üretim sürecinde makinelerin kullanılması ile vasıflı işçilerin sahip oldukları vasıfların makineye aktarılması emek sürecinin vasıfsızlaştırılmasıyla sonuçlanmıştı.

19. yüzyılın son çeyreğinde öncülüğünü Amerikalı F. W. Taylor’un yaptığı Bilimsel Yönetim Hareketi, fabrika üretiminin etkinliğini arttırmak için bir dizi modern üretim yönetimi araçları ve emek kontrol metotlarını gündeme getirmiştir. Bu, emek sürecinin yeniden tasarlanmasını ve işçilerin daha sıkı bir şekilde kontrol edilmesine imkân veren yeni bir idari düzeni öngörmekteydi. 19. yüzyılın sonları ve 20 yüzyılın başlarında imalat sektöründe emek sürecinin mekanizasyonu artmakta ve makineler daha da karmaşık nitelik arz etmekteydi. 1914’te Chicago’da mezbahalarda kullanılan kayan bant sistemini Henry Ford’un otomobil üretiminde uygulamasıyla fabrika üretimi ve endüstriyel üretim açısından yeni bir dönem, kitle üretimi başlamıştı. Kitle üretiminin yükselişi ve Taylorizmle birlikte iş basit, rutin, monoton ve sıkıcı ve gayr-ı insani bir niteliğe bürünmüştür. Emek sürecinde işin rutin, monoton ve basit bir nitelik arz etmesi iş tatminini yok ettiği ve yabancılaşmayı arttırdığı gibi sabotaj, grev, direniş gibi endüstriyel eylem patlamasına da yol açmıştı.

İşin vasıfsızlaştırılması, rutin, monoton ve gayr-ı insani hale gelmesi en açık ifadesini yabancılaşma teorilerinde bulmaktadır. Yabancılaşmaya yönelik çok sayıda farklı teorik yaklaşım mevcuttur. Bu yaklaşımlardan biri Marks'ın yabancılaşma yaklaşımıdır. Marks yabancılaşmayı daha çok kapitalist üretim tarzına ve bu sistemde teknolojinin kullanım biçimine bağlamaktadır. Blauner ise yabancılaşmanın teknolojiden kaynakladığını ileri sürmektedir. Yabancılaşma düzeyini üretim sürecinde çalışanlara verilen karar-alma ve inisiyatif kullanma gibi imkânlarının belirlediği söylemektedir. Teknolojinin işçilerin tutum ve davranışlarını belirlediği düşüncesine karşı çıkan Goldhorpe ve Lookwood ise yabancılaşma yerine işe yönelim kavramını kullanmaktadır. İşe yönelimin teknoloji gibi nesnel faktörlerden çok işçilerin iş dışında şekillenen kendi öznel hissiyatlarının ve beklentilerinin belirlediğini ileri sürmektedirler.