İş-Yaşam Dengesi

Aile kurumunun, çalışma hayatıyla beraber yürütülmesinin, iş- yaşam dengesiyle mümkün olabileceğinin kabul görmesiyle sosyal politikalarda yeni bir sürece girilmiştir. Bu, erkeğin ekmek kazandığı aile modeli temelinde oluşturulan sosyal politikaların yerine istihdam, cinsiyet ve aile ilişkilerindeki değişimlere cevap verebilecek politikalara geçişin bir ihtiyaç haline geldiği anlamını taşımaktadır. Sonuçta iki gelirli aile modeli esasına dayalı olarak geliştirilen ebeveyn izni, çocuk bakım politikaları, esnek çalışma düzenlemeleri gibi kapsamlı refah devleti politikalarının gelişimi önem kazanmıştır.

Bu konuda AB, oldukça çeşitli politikalar sunmasıyla ve ülke uygulamalarıyla dikkat çekmektedir. AB'nin iş-yaşam dengesini, toplumsal cinsiyet eşitliği stratejisinin tamamlayıcı unsuru olarak alması ve sosyal bir hak olarak, aile kurumu açısından da bir gereklilik olarak tanımlaması bu politikaların gelişimini sağlamıştır. Diğer bir ifadeyle, erkeğin ekmek kazandığı aile modeli temelinde oluşturulan sosyal politikaların yerine istihdam, cinsiyet ve aile ilişkilerindeki değişimlere cevap verebilecek politikalara geçiş bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Kadının iş piyasasında var olduğu ve iki gelirli aile modeli esasına dayalı olarak geliştirilen ebeveyn izni, çocuk bakım politikaları, esnek çalışma düzenlemeleri gibi kapsamlı refah devleti politikaları gelişmeye başlamıştır. AB'de, oldukça geniş bir yelpazede uygulama alanı bulan bu politikalar iş ve aile yaşamı dengesinde ebeveynin seçimleri desteklenmektedir. Ayrıca ailenin koşulları finansal olarak iyileştirilmekte, ekonomik ve demografik büyüme için de gerekli şartlar sağlanmaktadır.

AB'nin iş-yaşam dengesine yönelik politikaları, kapsam, ödemeler, esneklik ve haklar açısından geniş bir yelpazede ulusal düzenlemelerle sunulmaktadır. Ebeveyn izni, AB'nin 96/34 sayılı Direktifi ile düzenlenmiştir. Çalışan ebeveynin aile ve iş hayatı sorumluluklarının uzlaşmasını kolaylaştıran asgari ihtiyaçları tespit etmektedir. Ebeveyn izni, analık izninin tersine sosyal gerekçelere dayanmaktadır. Her iki ebeveyne, çocukların ve bakıma muhtaçların bakımını yapma imkânı vermektedir. Diğer taraftan çocuk bakım politikaları, AB düzeyinde bağlayıcı olmayan düzenlemeler (tavsiye kararları) ve politika girişimlerini içerirken, esnek çalışma düzenlemeleri ise, pek çok direktifle, uyumlaştırma çabaları desteklenmektedir.

İş-yaşam dengesinin, niteliğini ve kalitesini belirleyen refah devleti, 20. yüzyılda gelişen en önemli kurumsal yapılardan biridir. Refah devletinin eşitlik temelinde sunduğu sosyal refah hizmetleri, kapitalizmin getirdiği toplumsal sorunları çözmek için belli bir yaşam standardını yakalamayı amaçlamaktadır. Bunun için farklı yaş, gelir düzeyi ve cinsiyettekilere para ve zaman dağıtımı, para transferleri ya da kamu hizmetleri sunulmaktadır. Bu hizmetlerle 1947-1974 arasındaki yıllarda bireylere refah artışı sağlanmış ve yaşam kalitesi artmıştır.

Bu durum, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde toplumsal, ekonomik ve politik ilişkileri şekillendiren değişimlerle bozulmuş, refah devletini çözümsüzlüğe itmiştir.

Bu değişimler, emek piyasasına, cinsiyet ile aile ilişkilerine ve iş- yaşam dengesine yansımaktadır. Cinsiyet ilişkileri ve cinsiyete dayalı sosyal yapıyla ilgili sosyal normları kökünden sarsmaktadır. Bu dönüşümde önemli kilit rol oynayan ise, ailenin reisi ve geçimi sağlayan erkeğin gelirinin düşmesi ile tek bir gelirin temel yaşam standardını garantilememesi karşısında evli ve çocuklu kadınların emek piyasasına girmesi olmuştur. Bunun sonucunda toplumda erkeğin ekmek kazandığı aile modeli baskın konumunu kaybetmeye başlayarak her iki ebeveynin çalıştığı iki gelirli aile modeli yükselmeye başlamıştır.