Oyun ile İlgili Psikolojik Yaklaşımlar
Oxford Learner’s sözlüğünde ise oyun kavramı daha çok çocuklar ile ilişkilendirilen “çocukların yaptığı gibi zevk için bir şeyler yapmak ;çalışmak yerine eğlenmek” bir tanımlama ile karşımıza çıkmaktadır.
Hughes (2010 )oyunu çocuğun içsel bir motivasyonla katıldığı, özgür bir seçimle yer aldığı, aktif olarak dâhil olduğu ve isteyerek gerçekleştirdiği bir etkinlik şeklinde tanımlamaktadır.
Oyun kavramının oldukça eski dönemlere uzandığı bilinmektedir. Arkeolojik deliller Yunan ve Romalı çocukların eski dönemlerde çeşitli nesnelerle oyun oynadığına işaret etmektedir. Yunan çocukların bazı hayvanların idrar torbalarından yapılan toplarla oynadığı, Romalı çocukların ise çeşitli oyuncak askerlerle oynadıkları bilinmektedir.
Oyun bir anlamda çocuğu izleyen gözlemciye çocuğun zihin, kişilik ve yakın çevresinin özellikleri hakkında bilgi verirken, diğer yandan çocuk için eğitici tedavi işlevini de sürdürmektedir. Çocuk oyunda toplumu ve ailesini yaşar ve yaşatır .
Oyun sayesinde çocuk hem kendini hem de kendi dışındaki dünyayı keşfeder ve karşılaştırmalar yaparak deneyimlerini zenginleştirir. Bu anlamda oyunun çocuklar için bir büyüme ve gelişme süreci olması, farklılıkları ortadan kaldıran bir olgu olarak hareket etmesine ve evrensel bir barış dili işlevi görmesine neden olmaktadır.
Youngquist ve Pataray - Ching (2004 ),oyunun tanımıyla ilgili iki görüş olduğunu öne sürmektedir. Bir görüş, oyunu çocukların eğlendiği ve eğlendiği eğlenceli bir etkinlik olarak tanımlar.
Oyun ile ilgili psikolojik araştırmalar, genellikle fiziksel oyun, nesnelerle oyun, sembolik oyun, numara yapma veya sosyo -dramatik oyun ve kurallı oyunlar olarak adlandırılan beş temel insan oyunu türü olduğunu ortaya koymuştur. Her biri bir dizi bilişsel ve duygusal gelişimi destekler ve iyi bir oyun deneyimi dengesi, çocuklar için sağlıklı bir oyun diyeti olarak kabul edilir.
Antik çağlardan beri oyun, filozoflar, eğitimciler ve bilim adamları için önemli bir ilgi noktası olmuştur. Antik vazolarda bulunan kanıtlar, çocukların vagonlarla, çıngıraklarla, tekerlekli oyuncaklarla oynarken tasvir edildiğini göstermektedir.
Çocuk oyunlarına ilişkin arkeolojik, tarihsel, antropolojik ve sosyolojik araştırmalar, oyunun insan topluluklarında her yerde bulunduğunu ve çocukların oyunlarının tüm kültürlerde yetişkinler tarafından oyun ekipmanları ve oyuncakların imalatıyla desteklendiğini göstermektedir.
Sutton -Smith (1980) özellikle 19.yüzyılın başlarındaki oyun teorilerinin "aşırı enerji" ve "gevşeme" teorilerinin kısmen yarı bilimsel enerji ve makine kavramlarının ürünü olduğunu belirtmektedir.
Anderson, oyun kuramları ile ilgili olarak 19.yüzyıldan Fröbel, Spenser, Hall, Buehler ve Groos’a, 20.yüzyıldan ise Freud, Erikson ve Piaget gibi oyuna çeşitli bakış açıları getiren önemli isimlere işaret etmektedir.
Klasik teoriler, oyunun neden var olduğunu açıklamaya çalışır ve hangi amaca hizmet ettiğini açıklar. Modern oyun teorileri, klasik teorilerde olduğu gibi, oyunun sadece neden var olduğunu değil, çocuk gelişimindeki rolünü belirlemeye çalışır. Oyunun esasen "buharı boşaltmak" olduğunu öne süren Enerji Fazlalığı teorisi, Antik Yunan felsefesine ve Aristoteles'in katarsis kavramına kadar uzanır.
Gross, Darwin'in teorisini benimseyerek gelişimin başlıca yapımcısının doğal seçim olduğuna kanaat getirmiştir. Helanko’nun (1958 )oyunu birey ile çevresi arasındaki ilişki olarak gördüğü belirtilmiştir. Hall çocukluğu hayvan ve insan arasındaki bir bağlantı olarak görmüştür.
Çocuğun oyun yoluyla gelişimine en iyi şekilde katkı sağlayabilmek için oyunun doğası ve nasıl geliştirildiği konusunda bilgi ve deneyim sahibi olunması gerekmektedir.