Eğitim ve Toplumsal Cinsiyet

Bu ünitede, eğitim ve toplumsal cinsiyet ilişkisi kavramsal düzeyde ele alınmış, toplumsal cinsiyete ilişkin tutumların tarihsel köklerine değinilmiştir. Toplumsal cinsiyet, kız ve erkek çocukların cinsiyetlerine bakılarak, toplumsallaştırılması demektir. Bu durum kadınların toplumsal yaşamda statü olarak düşük sayılan konuma ve işlere yönlendirilmesine yol açmıştır.

Düşünce Tarihinde Eğitim ve Toplumsal Cinsiyet

Eğitimin kurumsal bir yapıya ulaştığı ilk uygarlıklardan itibaren, seçkin ailelerin erkeklerinin eğitimine önem verildiği ve kadınların eğitimden dışlandıkları görülmektedir. Kadınların biyolojik olarak erkeklerden farklı olmalarının, farklı bir şekilde toplumsallaştırılmalarına yol açtığına ilk kez değinen düşünürün Platon olduğu bilinmektedir. Platon, kadınların erkeklerle eşit koşullarda eğitilmeleri gerektiğini savunmuş, ideal devlet ütopyasında kadınlara önemli bir yer vermiştir. Ancak bu yaklaşım, Aydınlanma Çağı'na dek unutulmuştur. Özellikle Rousseau çocuğun eğitimi konusunu daha sistematik olarak gündeme getirmiş, çocuğun özgür bir biçimde doğayla ilişki içinde öğrenmesi gerektiğini savunmuştur. Fakat bu eğitimde kadınlar dışlanmış, kadınların eğitimi, erkeklerin yaşamlarını kolaylaştırmak için istenmiştir. Kadınları, sadece anne ve eş olarak konumlandıran bu yaklaşım kadınların toplumsal statüsünü erkeğe göre tanımlamıştır. Bu duruma ilk kez, Mary Wollstonecraft karşı çıkmış, kadınların toplumsal konumunun kız ve erkek çocuğa yönelik farklı toplumsallaştırma biçiminden kaynaklandığını belirmiştir. Bu durumun cinsiyetlerinin farklı oluşu ile ilişkisi olmadığına vurgu yapmıştır.

Türkiye Eğitim Tarihinde Toplumsal Cinsiyet

Öte yandan ülkemizin tarihine toplumsal cinsiyet ve eğitim açısından baktığımızda, Osmanlı İmparatorluğu'nun son iki yüzyılında eğitim açısından bazı çabalar olduğu görülmektedir. Bu çabalara karşın, kadın ve erkeklerin eğitime katılmalarının çok düşük düzeyde kalmasına yol açmıştır. Buna rağmen, kadınlar ilk kez ebelik ve öğretmenlik gibi mesleklere girmişlerdir. Cumhuriyetin kuruluşuna giden yolda, bu meslek sahibi kadınların eğitim sisteminde önemli bir işlevi yerine getirdikleri açıktır.

Kurtuluş Savaşı sürerken Ankara’da, gelecekte yapılacak karma eğitimin de ilk işareti olan kadın ve erkek öğretmenlerin katıldığı bir eğitim kongresi düzenlenir (1921). Kongreye kadın öğretmenlerin de katılması kongre sonrasında büyük tepkiyle karşılanır. Dönemin Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver) istifa etmek zorunda kalır. Ancak bu kongre, yeni kurulan hükümetin kadınları dikkate alan politikalar izleneceğinin ipuçlarını vermektedir. Kongrede, öğretmenlere, kurtuluşun ardından asıl savaşın cehalete karşı olacağı iletisi verilir ve kurtuluşu sağlayacaklar arasında özne olarak kadınlar da kabul edilmiştir. 1920’lerin başında halkın yüzde 98’inin eğitim görmediği, kadınların eğitiminin erkeklerden çok daha düşük olduğu koşullar mevcuttur. Dönemin yöneticileri tarafından eğitim, özellikle kadınların eğitimi ana sorun olarak kabul edilir. Gökalp, tarih boyunca kadın erkek ayrımının fiziksel ve ruhsal farklılıktan değil, toplumsal nedenlerden kaynaklandığını belirtir. Bundan dolayı da kadınların toplumsal konumunun değiştirilebilir olduğuna değinir. Bu anlayış, cumhuriyetin kuruluş yıllarında etkili olur.

Kurtuluş Savaşı’ndan itibaren, Mustafa Kemal’in kadın öğretmenlere ve kız çocuklarına yönelik desteği, yaptığı konuşmalarda devam eder. Mustafa Kemal, 1 Mart 1922’de "Kadınlarımız aynı dereceyi tahsilden geçerek yetişmelerine atf-ı emniyet olunacaktır" diyerek konuyu kamuoyunun önünde meşrulaştırır. 1 Mart 1924’te Eğitim Birliği Yasası çıkarılarak, eğitim tek çatı altında toplanır. Bu eğitim politikasının temeli, eğitimin her düzeyde bilimsel, laik ve karma hâle getirilmesidir. Bu durum kadınlar için, yurttaş olmanın ve eğitime ulaşmada fırsat eşitliğinin ilk adımlarından birisidir.

Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda çıkarılan yasalarla kadınların eğitimi desteklenmiş, eğitim seferberliği yoluyla okuryazarların oranı arttırılmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte günümüzde, kadınların eğitim düzeyi ve eğitime katılma oranları hâlâ istenen boyutta değildir. Kadınların eğitime katılımına ilişkin söz konusu olumsuz durumlarında kuşkusuz ataerkil kalıp yargılar ve yoksulluk etkili olmuştur. Eğitime katılımın yanı sıra eğitim ortamlarının ve eğitimin içeriğinin kadınları güçlendiren biçime bürünmesi son derece önemlidir.