Dine Sosyolojik Yaklaşımlar
Bir din tanımından, tüm dinleri kuşatmasını beklemek hatadır. Din tanımlarındaki çeşitlilik bakış açılarının farklılığından kaynaklanmaktadır. Kimi düşünürler dinin özüne, kimileri de işlevine önem verdiği için, tanımlamaları da buna göre değişiklik göstermektedir. Bilindiği üzere din sosyolojisinin konusu en genel ifadesiyle din ve toplumun karşılıklı etkileşimidir. Bu etkileşim üzerine yapılacak sosyolojik değerlendirmelerin öncelikli ilgisi dini tanımlama üzerine yoğunlaşacaktır. Zira tanımlama yapmadan ya da herhangi bir din tanımını referans olarak almadan yapılacak sosyolojik değerlendirmeler birçok içeriksel ve yöntemsel problemi de beraberinde getirecektir. Nitekim bir din sosyoloğunun dine yaklaşım biçimi onun din tanımından anladığı şeye bağlı olmaktadır.
Sosyolojik bakımdan din tanımları genelde iki kategoride ele alınmaktadırlar: Özsel (dinin özüne vurgu yapan) ve işlevsel (dinin sergilediği toplumsal faydaya vurgu yapan) tanımlar. Özsel tanımların öğretici bir işlevi olarak, dinin salt insani bir kurum olmadığının, her şeyden önce Tanrı denebilecek bir kutsal baş fenomene sahip olduğunun, Tanrının salt sosyo -kültürel koşullara indirgenemeyeceğinin, apayrı ve en gerçek varlık alanının ona ait olduğunun ifade edilmesini verebiliriz.
Özsel din tanımlarının ortak denebilecek özelliklerine baktığımızda, dinin insan üstülüğünün, kutsallığının, aşkınlığının, bambaşkalığının ön plana çıkarıldığını görmekteyiz. Özsel tanımlarda inanç, kutsal, bambaşka, aşkın, insanüstü, kutsal kozmos ve ruh gibi kavramların merkez kavram olduğunu görüyoruz.
İşlevsel din tanımlarında ise dinin, daha çok toplumsal hayatta ne gibi bir işleve sahip olduğu ön plana çıkarılmaya çalışılır. Burada dinin, bir insan ürünü olsa da olmasa da, önemli olan hususiyeti; sağladığı toplumsal yarar merkeze alınarak tanım geliştirilmeye çalışılmaktadır.
Bir din tanımının tam anlamıyla olması mümkün değildir. Ancak bu niteliğe kısmen yakın tanımlardan söz edilebilir. Kısaca, kapsayıcı bir tanımının ferdi, zihni, hissi, ibadet ve içtimai olmak beş temel elemana olabildiğince eşit derecede vurgu yapması gerekmektedir.
Genelgeçer bir din tanımı imkansız gözükse de, İslam bilginlerinin din tanımlaması, temel bileşenleri ihtiva etmesi açısından kuşatıcı bir tanım olarak alınabilir.
Rudolf Otto'nun "Kutsalın tecrübesi" şeklindeki tanımı, dinin hem özsel bir özelliğine vurgu yapması hem de bu özelliğinin bireysel olarak tecrübe edilebilir olduğunu vurgulaması açısından en yaygın kabul gören tanım olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak din her ne kadar birey merkezli olsa da, dinden kaynaklanan birçok sosyal davranışımızın bulunması açısından, dinin bu (sosyal) yönü onun bilimsel açıdan ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Dinin özsel yönü ile onun sosyolojik incelemelere konu edinilmesini sağlayan işlevsel yönü arasında tamamlamacı bir ilişki vardır. Hz. Peygamber'in Hira'da inziva halinde iken vahye muhatap olması dinin öncelikle bireysel bir tecrübe olarak başladığını göstermektedir. Ama hemen peşinden, "Ey elbisesine bürünüp uyumaya çalışan elçim! Kalk ve şu müşrik topluma karşı tebliğ görevine başla!" (Müddessir(74)/1- 2) emrinin gelmesi ise dinin toplumsal yönüne işaret etmektedir.