Sosyal Kurumlar ve Din İlişkisi
Sosyolojik dilde kurumlar, hem toplumsal işleyişi ve sosyal hayatı, hem bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen tekrarlanarak standartlaşmış ve tek-düzeleşmiş davranış kalıplarından oluşan yerleşik düzenlemeler olarak sosyal gerçekliğin değişik yüzlerine işaret ederler.
Belli fonksiyonları karşılamak üzere sosyal yoldan inşa edilen ve kalıplaşan, mahiyet itibariyle birbirleriyle ilişkili davranış örüntülerinden meydana gelen sosyal kurumlar; din, aile(evlilik), ekonomi, siyaset, eğitim ve serbest zaman değerlendirme olmak üzere genelde altı kategori hâlinde tüm toplumlarda görülür.
Kültürün en küçük birimi olan davranış kalıplarından meydana gelen ve sosyal realitenin bir parçasını oluşturan sosyal kurumlar. birbirleriyle olduğu kadar ana toplumsal sistemle karşılıklı etkileşim ilişkisi çerçevesinde toplum tarafından inşa edilmektedir.Mesela din kurumunun ana oluşturucularından birisi olan vahyi temeldeki sistemli ibadete ilaveten kandil, mevlit ve aşure gibi ritüelleşen kimi pratik ve uygulamalar müminle Allah arasındaki dikey ilişkiye referansla toplum tarafından meydana getirilebilmektedir.
İnsanlar tarafından paylaşılarak olgulaşan davranış örüntüleri veya kalıpları, sosyolog Peter Berger ve Thomas Luckmann tarafından geliştirilen "sosyal inşacılık" tezine göre dışsallaştırma, nesnelleştirme ve içselleştirme süreçleri çerçevesinde üç aşamalı olarak meydana gelmektedir.Böylece insan iradesinin dışında ancak insan iradesine hükmeden sosyal olgular toplumun tabii düzeninin parçası hâline gelirler.
Din sosyolojisi alanında yapılmış birçok çalışma, din ile diğer toplumsal kurumlar arasında sıkı bir ilişki ve etkileşim ağının varlığına dikkat çekmektedir. Din, davranış kuralları ve normları oluşturarak bağlılarının belli durumlarda nasıl davranacaklarını ya da davranmak zorunda olduklarını belirleyen önemli bir toplumsal kurumdur.
Aile, ekonomi, eğitim, siyaset ve serbest zaman değerlendirmesi gibi temel toplumsal kurumlarla din arasındaki ilişkilerin mahiyeti, yönü ve gücünün incelenmesi din sosyolojisinin önemle üzerinde durduğu ana konuları arasındadır. Hatta din ve ekonomi arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar, din sosyolojisinin sosyoloji disiplininden ayrılarak gelişmesinde ciddi katkı sağlamıştır.
Din ve ekonomik davranış ya da dinî etik ve ekonomik aksiyon arasındaki ilişki, dinî nedensel bir değişken olarak ele alıp tezinin temeline yerleştiren Max Weber'in 20. Yüzyılın başında yazdığı "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" isimli çalışmasıyla somutlaştırılmıştır.
Dinin toplumda, nispilikten ziyade, tek ve genel bir dünya görüşü formunu almasıyla birlikte insanların davranışları üzerindeki etkilerinin hissedilmesi oldukça muhtemeldir. Ortak bir dinî dünya görüşü ve dinî sthos(yaşam hakkındaki tüm tutumlar ve motivasyonlar)insanların yaşayışlarının tüm alanına nüfuz etmesinden dolayı bu böyledir.
Din sosyolojisinin ilk yılarında nasıl ki din- ekonomi ilişkisinin incelenmesi bu alan üzerine damgasını vurmuşsa, günümüzde buna ilaveten din- siyaset ilişkisine vurgu yapan çalışmalar neredeyse bu disiplini hâkimiyeti altına almıştır.
Din sadece inanç ve ibadetleri düzenleyen bir kurum olmayıp insanların davranışları ve aksiyonları üzerinde oldukça etkili bir kurumdur. Din ve siyaset arasında da kaçınılmaz bağlar ve etkileşim ilişkileri vardır. Dinİn toplumsal düzenin sürdürülebilir kılınmasında neredeyse hâkim bir güç kaynağı olması, dinİn meşrulaştırıcılığı çerçevesinde mümkün olmaktadır.Oldukça kırılgan olan toplumsal kurumların varlığını sürdürebilmeleri sürekli dinİn meşrulaştırıcı gücüne referansla mümkündür.
Din ve diğer toplumsal kurumlar arasındaki ilişkileri ele alan oldukça geniş dinî sosyolojik literatüre göz attığımızda genelde bunların muhtemel üç başlık altında toplanabileceğini görürüz. Bir ihtimaliyet e göre din, toplumsal kurumların gelişmelerini engelleyici veya geliştirici faktör olarak görülür. Bir diğer din sosyolojisi yazını, dinİn toplumsal kurumlar üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını iddia eder. Eğer dinle diğer kurumlar arasında nedensel ilişki kurulacaksa bunun ikincilerin dinî değişime neden olacağını iddia eden çalışmalar üçüncü kategoriyi oluşturur.
Sosyolojik görüş. genel olarak dinle diğer toplumsal kurumlar arasında karşılıklı etkileşim ilişki ağlarının olduğunu, dinİn hem sosyoekonomik ve politik sistemi etkilediğini hem etkilendiğini ortaya koymaktadır. Bir başka sosyolojik tespite göre İnsanlar, tutum ve davranışlarını bilerek ya da bilmeyerek mensubu bulunduğu dinlerine göre düzenlemektedirler. Öte yandan bir kimsenin dindarlığı üzerinde tabakalaşma sistemindeki pozisyonu da etkili olabilmektedir.