Ruh Sağlığı

Dindarlık ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiler çok boyutlu olup birçok faktörden etkilenmektedir. Bunlar, dinî algılama ve yaşama biçimi, öz saygı düzeyi, stres kaynaklarına ve bu kaynaklarla başa çıkma stratejileri, kişilik özellikleri, sosyo-ekonomik düzey başta olmak üzere diğer demografik özellikler gibi faktörlerdir.

Dinin ruh sağlığını olumlu veya olumsuz yönde etkilemesi, onun nasıl algılandığı ve ne şekilde dindarlığa dönüştürüldüğüyle yakından ilişkilidir. Zira bireyin din algısı, onun Tanrı tasavvurlarından dinî tören, uygulama ve ibadetlere katılım ve din ile bütünleşme düzeyine kadar dinî hayatın hemen bütün katmanlarını etkileyen temel faktörlerin başında bulunmaktadır.

Ruh sağlığını olumlu yönde etkileyen dindarlığın sağlıklı bir din anlayışına dayanan, bireyin ruhsal ve zihinsel sıkıntılarıyla hastalıklı bir hâl almayan, onun kendini gerçekleştirmesine yardımcı olan bir dindarlık olduğunun altını çizmek gerekir.

Dindarlarda gözlemlenen bazı anormal davranışlar, doğrudan dinlere mal edilmekte ve müntesiplerinin sergilemiş olduğu olumsuz davranışların sorumlusu olarak dinler gösterilmektedir. İnancın patolojik bir kişilik yapısıyla veya patolojik bir dindarlık algısının henüz dengesini bulmamış zayıf bir kişilik yapısıyla karşılaşması, dindarlığın kaygı düzeyi ve suçluluk duygularını daha fazla tahrik etmesine neden olabilmektedir.

Dinin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediğini öne süren Freud’un da ısrarla üzerinde durduğu konulardan biri suçluluk duygusudur. Günahkârlık duygusu üzerinde en güçlü vurgu Hristiyanlık dininde vardır ve Freud, din hakkında yaptığı değerlendirmelerde büyük oranda bu dinî baz almıştır. Dinin insanın bağımsızlık eğilimiyle tezat teşkil etmesi, bazı psikolojik sorunlara neden olma potansiyeli taşımaktadır. Ancak Tanrı’nın, temelde insanın varoluş nedeni, sahip olunan nimetlerin ikramcısı olarak algılanması, bağımsızlık duygusunu tehdit eden bu bağlanmayı, teşekkür borcuna dönüştürüp insan psikolojisini rahatlatabilmektedir.

Günümüzde, din ile psikoloji bilimi arasındaki buzlar eskiye oranlar oldukça erimiş durumdadır. Özellikle Amerika’da son zamanlarda psikoloji ile teoloji arasında büyük bir yakınlaşma meydana gelmiş ve din ile davranış bilimleri arasında kurulacak iş birliğinin, insanın psikolojik açıdan iyileştirilmesi için esas olduğu kabul edilmeye başlanmıştır.

Ruh sağlığı ile din ilişkisi konusunda yapılan çalışmaların büyük çoğunluğuna göre; daha dindar olan bireylerin, daha az depresyona girdikleri, olumlu başa çıkma stratejilerini daha başarılı bir şekilde kulladıkları, fiziksel ve ruhsal hastalıklardan daha hızlı iyileştikleri, daha düşük düzeyde kaygı hissettikleri ve daha az intihar eğilimi gösterdikleri, sigara, alkol ve uyuşturucu maddeleri daha az kullandıkları, hayatta daha fazla anlam ve amaç buldukları, geleceğe umutla ve iyimser baktıkları, daha mutlu ve uzun yaşadıkları, eşleriyle daha iyi geçindikleri, yabancılara karşı daha yardımsever, hayır kurumlarına karşı daha cömert, kibarlık ve dürüstlükleriyle ön plana çıktıkları tespit edilmiştir.

Dindarlık ile beden sağlığı arasındaki ilişki konusunda ise; dindarların genellikle daha uzun süre yaşadıkları, daha az hasta oldukları, hastalandıkları zaman daha çabuk iyileştiklerini ortaya koyan araştırmalar bulunmaktadır.