Küreselleşme ve İnsan Hakları

Küreselleşme, iletişim teknolojisinin gücüyle, tüm dünyayı ekonomik, toplumsal, kültürel ve hukuki yönde etkileyen bir süreçtir. Bu süreç, ekonomi temelli başlamış, daha sonra ise siyasal, kültürel, hukuki ve toplumsal alanları etkilemiştir. Küreselleşme sürecinde ulusal ekonomiler çok uluslu şirketler karşısında geri planda kalmış, devletler arasında karşılıklı ilişkiler artmış, serbestleşme rüzgarı dünyayı yeniden şekillendirmiştir.

Küreselleşmenin dört temel boyutu vardır. Bu boyutlar toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasal boyutlarıdır. Küreselleşmenin ekonomik boyutu piyasa ekonomisi düzeninin tüm dünyaya yayılmasını ifade eder. Siyasal boyut, serbest piyasa koşullarına bağlı olarak ulus-devlet yapısını sermayenin ve yatırımların ulusal sınırlar olmadan serbestçe dolaşabilmesi için dönüştürmeyi hedefler. Küreselleşmenin kültürel boyutu ise tüm dünya üzerinde tek tip tüketim alışkanlıkları (tüketim kalıplarının homojenleştirilmesi) kazandırmayı ve ortak bir kitle kültürü yaratmayı hedefler.

Küreselleşme ile birlikte ulus-devlet yapıları zayıfladı, kitle kültürü yaygınlaştı, ulus üstü hukuksal çalışmalar hız kazandı, dünya bir yandan tek bir ekonomik modelin, tek bir kültürün etkisinde kalmaya başladı. Küreselleşmeninin ortaya çıkardığı en önemli somut sonuçlar ise; eşitsizliklerin artması, yoksulluğun artması ve küresel adalet sorunu olarak belirtilebilir.

Küreselleşme süreci ile birlikte insan haklarına karşı duyarlılık hem hukuksal alanda hem de toplumsal alanda artmaya başlamıştır. Ancak bu durum, gelişmişlikten değil, tersine küreselleşme süreci ile birlikte insan haklarının gidereke daha çok zedelenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu süreçte hem insan hakları ihlalleri ve hem de insan haklarını koruma söylemleri de küreselleşmiştir.

Küreselleşme ile birlikte, daha çok ticaret, rekabet, yatırım özgürlüğü ve mülkiyet hakkı gibi hak ve özgürlükler gündemde ancak, ekonomik ve sosyal haklardan pek söz edilmemektedir. Çünkü, zayıfları koruyan önlemler, refah devleti döneminde yurttaşlara sunulan hak ve olanaklar geriletildi. Sonuç olarak küreselleşme sürecinde ekonomik ve sosyal haklar (ikinci kuşak haklar) olumsuz etkilenirken, ironik biçimde insan hakları söylemi artmıştır. Yani, bir yanda insan hakları söylemi küreselleştirilmiş, diğer yanda insan hakları ihlalleri ekonomik ve siyasi çıkarlar nedeniyle giderek artmıştır.

Küreselleşme yoksulluk, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, terör, insan hakları ihlalleri gibi ciddi sorunlar getiren bir süreç olarak izlenmektedir. Bu nedenle Dünya Sosyal Forumu gibi alternatif platformlarda küreselleşme sürecinin yeniden düzenlenerek daha insancıl bir dünyanın yaratılabileceği, yoksullukla mücadeleyi, gelirin dağılımında adil olunması vurgulanmaktadır.

STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşu), sosyal hayatta yaşanan birtakım sorunların çözümü için aktif çaba gösteren, kamu yararını gözeten ve ortak bir amaca sahip insanların oluşturduğu örgütlerdir. Küreselleşme ile birlikte toplumsal sorunlar giderek daha ciddi durumlara ulaşmıştır. Bu bağlamda küreselleşme ile birlikte hasar gören toplumun koşullarını iyileştirme, ekonomik ve toplumsal kalkınmayı sağlama amacı ile 1980’leden sonra birçok STK kurulmuştur. Çevre sorunları, sosyal, ekonomik ve siyasal eşitsizlikler küreselleşme döneminde STK’ların giderme çabasında olduğu sorunlardandır.

Küreselleşme süreci de insan haklarını koruma ve geliştirme sorunu da her şeyden önce bilinçli olmayı gerektirmektedir.