İnsan Haklarının Sınıflandırılması
Hakların tarihin belirli bir aşamasında ortaya çıkmış olması ve dalgalar halinde genişlemesi bize ortak bir özelliği işaret eder. Haklar, onları savunacak ve talep edecek bir toplumsal (sınıfsal) güç oluştuğunda gündeme girer. O güç zayıflarsa kazanılmış haklar yeniden kaybedilebilir. Bir başka deyişle modern toplumun insan hakları anlayışı bir ahlaki ilerlemenin sonucu olarak değil, ekonomik gelişmenin, toplumsal ve siyasal güç dengelerindeki değişmenin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim günümüzde insan haklarına dayalı bir hukuk düzeninin sosyolojik koşullarının oluşmadığı toplumlarda en temel insan hakları bile kolaylıkla ihlal edilebilmektedir.
Hakları çeşitli şekillerde sınıflamak mümkündür. Sınıflamalar, hakların nitelikleri arasındaki farklara dikkat çekerler. Fakat nitel farkların ortaya çıkmasının ardında yatan esas neden, 18. yy.'ın sonlarından başlayarak toplumsal taleplerin değişmesi olmuştur. Ayrıcalıklı feodal sınıflara karşı burjuvazinin başlattığı temel (negatif) haklar mücadelesi, 19. yüzyılın ortalarından başlayarak işçi sınıfının siyasal mücadelesi sonucu ikinci kuşak (pozitif) hakların gündeme gelmesiyle sürmüştür. Bu nedenle tarihselci bir bakış açısıyla yapılan sınıflama görece daha yaygın kabul görmüştür.
Birinci kuşak insan hakları, öncelikle insanlar arasında doğuştan gelen eşitlik varsayımı üzerine inşa edilmiştir. Aralarında "soylular ve sıradan insanlar" ya da "efendiler ve köleler" türünden hukuksal açıdan meşru eşitsizlikler olmayan insanlar, kaçınılmaz olarak birbirlerinin varlıklarına, yaşamsal tercihlerine ve mülkiyetlerine saygılı olmak zorundadırlar. Modern adalet anlayışının altında yatan şey, kanunlar önünde herkesin eşit olduğu düşüncesidir. Birinci kuşak haklarımızı ortadan kaldırabilecek en büyük güç devletin yürütme gücüdür. Bu nedenle anayasalar ve kuvvetler ayrılığı gibi yollar aracılığıyla özgür bireylerin devlet müdahalesine karşı korunmasına negatif haklar da denilmektedir.
İkinci kuşak insan hakları, Orta Çağın geleneksel tarım toplumu hukukuna karşı başarı kazanmış olan burjuvaziye, işçi sınıfından yükselen itirazların damgasını taşır. İsteme hakları olarak da adlandırılan bu haklar, sermaye gücünü elinde tutanlara karşı temel hakların kullanılabilmesinin ancak devletin dengeleyici müdahalesi ile mümkün olduğunu ortaya koyar. Sözgelimi eğer çalışma şartlarınız çok ağır, çalışma süreniz çok uzun ve geliriniz çok düşükse seyahat hakkınızın olması bir işe yaramayacaktır. Bu durumda devletin toplumsal adaleti sağlamak üzere ekonomik alana müdahale etmesi gerekecektir. İşte isteme hakları da denilen pozitif haklar veya ikinci kuşak haklar, devletin dezavantajlı kesimler yararına eğitim, sağlık, iş güvencesi vb. hakları ulaşılabilir kılması talepleri ile ilişkilidir. Bu açıdan ikinci kuşak haklar, sosyal refah devletinin varlığı ile yakından bağlantılıdır.
Üçüncü kuşak haklar, özünde birinci ve ikinci kuşak hakların uygulanabileceği ulusal ve uluslararası çerçeveye gönderme yapar. Bu nedenle birer hak oldukları kabul edilse bile nasıl hayata geçirilebilecekleri konusu üzerinde devletler ve hükümetler arasında genel bir uzlaşma yoktur. Hakların kullanımı sorunu, devletler üzerinden bir tartışmayı beraberinde getirir. Negatif haklar bireyi devlete karşı korurken, pozif haklar devlet ile birlikte hayata geçirilebilir. Üçüncü kuşak haklar ise devletler arası bir alanı işaret eder.