Türkiye’de Siyasal Kültür ve Demokrasi
Türkiye'nin demokratik siyasal sistemi kurumsallaştırması tarihsel bir deneyimin ürünüdür. Doğal olarak bu süreçte eksikler, hatalar ve yol kazaları yapılmıştır. Ancak bir topluma yapmaya hazır olmadığı hiçbir şey zorla dayatılamaz. Eğer bir Türkiye demokrasi tarihinden bahsedilebiliyorsa, bu Türk toplumunun tarihsel birikiminin varlığı ile ilişkilidir.
Birinci Meşrutiyet ile birlikte, Osmanlı siyasal sisteminde padişah artık sistemin sorgulanamaz tek egemeni olmaktan uzaklaşmış, siyasi bir varlık olarak millet unsuru tarih sahnesine çıkmıştır. İlk Osmanlı Meclisi’nin mebusları, milleti temsil etmek üzere toplanmışlardır. Bundan sonra daha özgür bir düzenin kurulabileceğine olan inanç, bir iddianın konusu olmaktan çıkmış ve sınırlı da olsa tarihsel bir uygulama alanı bulmuştur.
192 Türk Devrimi ile birlikte gelen siyasal kazanımların en başına hiç şüphesiz siyasal katılmanın genişlemesini koymak gerekir. Soylu olmayanların, mülksüzlerin, eğitimsizlerin, kadınların siyasal kararların alınmasından dışlandığı; devletin yönetiminde sınıfsal, etnik, dini, mezhepsel, yerel vs. farkların hukuki birer imtiyaz veya dışlanma gerekçesi olarak işlev gördüğü feodal siyasal sistemin tasfiyesi demokrasinin toplumsal temellerinin inşası bakımından en önemli kazanımdır. Atatürk'ün önderliğindeki Cumhuriyet rejimi, toplumun siyasal açıdan özgürleşmesi ve siyasetin öznesi haline gelmesi, siyasallaşması, bir başka deyişle siyasetin demokratikleşmesi açısından Yeni Osmanlı-Jön Türk geleneğinin en kalıcı halkasını oluşturmuştur. Tebaa olmaktan çıkıp ülkesinin hissedarı olan yurttaşa dönüşmek, demokrasinin en önemli dönemeçlerinden birini geçmek anlamına geliyordu. Nitekim günümüzün demokratikleşme sorunlarının bazıları tam da bu konudaki gelişmelerle ilişkilidir.
Çok partili sisteme geçişten sonra siyasal aktörler arasında çok sayıda anlaşmazlık ortaya çıktığı görüldü. Zaman zaman sert ideolojik mücadeleler zaman zamansa kişiselleşmiş husumetler biçimini alan bu anlaşmazlıklar çeşitli siyasal krizleri tetikledi ya da o krizlere eşlik etti. Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal olarak demokratik bir yönetim biçimini kurumsallaştırmasının önündeki engelleri aşmasını sağlayan ve askeri darbelerden sonra dahi yeniden çok partili sisteme geçmeyi kolaylaştıran en önemil etmen, büyük bir kültürel birikime sahip olması oldu.
Orta Asya, Anadolu, İslam ve modern sanayi toplumu kültür katmanları, Türkiye'nin demokratikleşme yönündeki yüz elli yıllık tarihsel birikimi ve tecrübesi ile harmanlandığında, ekonomik, toplumsal ve siyasal dinamiklerin eksikliğini bir ölçüde kapatılabilmiş gibi görünmektedir. Ancak bu kazanım, söz konusu eksiklerin hafife alınmasını gerektirmez.
Türkiye gelişmekte olan bir ekonomiye sahiptir. Tarımın sanayi ve ticaret karşısındaki payı azalmakla birlikte bu durum, sanayileşmenin artması anlamına gelmemektedir. Oysa sanayileşme ve kentleşme ile sosyal adalet, orta sınıfın güçlenmesi, işsizliğin ve yoksulluğun azaltılması ve eğitim düzeyinin yükseltilmesi gibi gelişmeler, demokratik bir yaşamın vazgeçilmez bütünleyicileridir. Kültürel olarak zengin bir birikimi ve tarhisel tecrübesi olmasına karşın Türkiye, küreselleşmenin kimlikleri ön plana çıkaran, siyaseti din, mezhep ve etnisite temeline indirgeyen eğilimlerinden etkilenmektedir. Eğer güçlü bir ekonomik yapı ile modern bir toplumsal ilişki sistemini örgütlemekte, uluslaşma dinamiklerini güçlendirmekte ve siyaseti yeniden program, fikir, analiz temelindeki sağlıklı işleyişine oturtmakta gecikirse Türkiye'de demokrasinin gerilimleri azaltılamaz. İkili yapıların yarattığı geleneksel-modern yaşam tarzı ve kültürel değer çatışması, demokratik bir rekabetin gerçek zemini değildir.