Çocukla İletişimde Sosyolojik Faktörler
Psikososyal alandaki çalışmalarıyla tanımlanan Erikson “kişiliğin” iç ve dış çatışmalarının çözümlendiği an oluştuğunu geliştirdiği sekiz evrelik “yaşam boyu” gelişim kavramı ile açıklamaya çalışmıştır: Temel güvensizliğe karşın temel güven, utanç ve şüpheye karşın özerklik, suçluluk duygusuna karşın girişimcilik, aşağılık duygusuna karşın çalışkanlık.
Ebeveyn ve çocuk bağlanması: Bebeğin insanlarla eşyaları birbirinden ayırma sürecinde ilk sosyal davranış ortaya çıkar. Bebek üç aylık olduğunda insan ve objelere karşı farklı reaksiyonlarda bulunur. Bebeğin sosyal anlamda vermiş olduğu ilk işaret yetişkinlere karşıdır ve bunun en büyük nedeni de, ilk sosyal ilişkinin yetişkinle yani ebeveyni ile gerçekleşmesidir.
Bağlanma Davranışı: 1950-1960 yılları arasında bağlanma ile ilgili çalışmalar ilk olarak psikiyatrist ve psikanalist John Bowlby tarafından ortaya konulmuştur. Bowlby, bu konu ile ilgili başlangıçta 1950 yılında evsiz çocukların ruh sağlığı ile ilgili yaptığı bir araştırma ile işe başlamıştır. Bu araştırmada Bowlby, suçlu erkek çocuklarının anneden yoksun kalmaları ile suç işleme düzeyleri arasında bir bağlantının olduğunu saptamıştır. Bowlby’nin elde ettiği bulgulara göre anneden ayrı olmak çocukları yoğun şekilde yıkıcı olarak etkilemektedir. Suça karışan çocuklar diğer çocuklara göre daha fazla fiziki ve ruhi hastalıklara yakalanma riski taşımaktadır. Ancak Bowlby sadece elde ettiği bu verilerle bir bağlanma davranışını ortaya çıkarmamıştır. Bowlby’ nin ulaştığı bulgular bir bağlanma teorisini ortaya çıkarmak için eksik sayılırdı. Bowlby aradığı bilginin etiolojide olduğunu keşfetti. Etiolojiden hareketle Bowlby, bağlanma olgusunu diğer canlı varlıklar üzerinde de araştırmaya başladı ve kuşlarda ve memelilerde bağlanma kuramıyla ilgili ulaşmak istediği bulguları saptadı. Bu bağlamda da, anneden ayrı kalma ile doğuştan gelen ve karşılanması gereken birtakım ihtiyaçlar yerine getirilmiyordu ve bu durumda bireyin ya da canlının kötüleşmesine ya da hastalık semptomları göstermesine neden olmaktaydı. Buradan hareketle de Bowlby, kendi bağlanma kuramını geliştirmiştir.
Bağlanma Kuramı: Kavramlar ve Terminoloji: Anne- baba ve bebek ilişkileri üzerine yürütülen çalışmalar, özellikle de John Bowbly ve Mary Ainsworth’ün çalışmalarındaki bağlanma kuramı ile tanınmaktadır. Çok erken dönmelerdeki çocuk gelişimi ile ilgilenen Bowbly, bağlanma kuramının gelişimi üzerinde çok etkili olmuştur. Bowbly, psikanalatik ve biyolojik yaklaşımın ilginç bir birleşimin ortaya koymuştur. Freud gibi Bowbly de insan kişiliğinin oluşumunun erken çocuk ilişkilerinde belirlendiğini savunmuştur.
Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi: Abraham Maslow tarafından 1943 yılında oluşturulan Maslow’ un ihtiyaçlar hiyerarşisi beş basamaktan oluşur.
Maslow’ un ihtiyaçlar piramidine göre, her insanın doğuştan getirdiği bazı temel ihtiyaçları vardır. Maslow, bu ihtiyaçları bir piramidin içinde en alt basamağından en üst basamağına doğru hiyerarşik bir şekilde sıralamıştır. Birey alt basamaktaki ihtiyaçlarını karşıladıkça bir üst basamaktaki gereksinime doğru hızla hareket eder. Dolayısıyla alt düzey ihtiyaç tatmin edilmediği sürece bir üst aşamaya geçemez.
Fizyolojik Gereksinimler: İnsan bedenin ait olduğu istekli ya da isteksiz ihtiyaçlarının doğduğu oksijen, su, protein, şeker, mineral ve vitamin gibi gereksinimlerdir.
Güvenlik Gereksinimleri: Bu basamakta bireyin kendini güvende hissetme gereksinimi meydana gelir.
Ait Olma Gereksinimi: Bu aşamada fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamış olan birey, kendine güvenli bir alan inşa etmiş ve geniş çerçevede ihtiyaçlarını gidermiştir.
Kendini gerçekleştirme gereksinimi: Bu basamak diğerlerinden çok farklı seyreder. Bu gereksinim birey onu doyurmaya başladıkça ortaya çıkar ve büyüdükçe gereksinim artar. insanların yaşamları boyunca sahip oldukları kişisel gelişim için devam eden ihtiyacı ifade eder. Kendini gerçekleştirme, önemli bir hedefe ulaştıktan veya belirli bir zorluğun üstesinden geldikten sonra ortaya çıkabilir.
Çocukla iletişimde sosyal gelişimin desteklenmesi: Bebekler, dünyaya geldikleri ilk haftalardan itibaren sosyal bir varlık olma yolunda ilk adımlarını atar ve büyüdükçe toplumsal ilişkilerini de yeterli hale getirmeye çalışırlar. İnsanın doğumu ile başlayan sosyalleşme yaşam boyu devam eder, bebeklik ve erken çocukluk yıllarında elde edilen beceriler diğer yıllara zemin hazırlar.
Anne babaların çocuklarına demokratik bir tutum yerine aşırı korumacı bir tutumda yaklaşmaları çocuğun sosyal gelişimini sekteye uğratır. Başarılı olması konusunda baskı yapılması, hatalı bir davranış sergilendiğinde duygusal ve fiziksel ceza verilmesi çocuğun güven duygusunu zedeleyerek içi kapanmasına neden olur. Bu durumda başkaları ile iletişime geçme ve iş birliği içinde olmasına engel olur.