Çocuk ve Oyun

Oyunun amacı düşünce, istek ve duyguları ifade etmektir. Oyun genellikle bunları konuşma dilinden daha iyi ifade eder. Çocuklar, çeşitli hayali durumlarda kendilerini sınamak için oyundan yararlanırlar.

Çocukların oyun oynaması en doğal süreçlerden biri olarak kabul görmekte ve çocukluktan bahsedildiğinde akla gelen ilk kavram oyun olmaktadır. Landreth (2011) oyunun en az kuşların uçması ve balıkların yüzmesi kadar doğal bir süreç olduğunu vurgulamıştır.

Oyun esnasında çocukların kendi üzerlerinde üstünlük elde ettikleri ve diğer akranlarıyla olan etkileşimlerinde kendi güçlerinin farkına varabildikleri ifade edilmektedir. Aynı zamanda oyun sayesinde sosyal değerler arasında yer alan rol ve sorumlulukları kavrayabilmektedirler.

Oyunun farklı tanımlarıyla ilgili olarak, oyunun kendi seçtiğimiz ve istediğimiz bir şeyi yapmak olarak açıklanabileceği belirtilmektedir. Dahası, oyun aynı zamanda tatmin edici, zorlayıcı ve güçlendiricidir, bu da insanların risk almalarını ve aktif olmalarını sağlar.

Oyun çocukların nesneleri manipüle etmeleri, çevrelerindeki insanlar hakkında bilgi edinmeleri ve çevrelerini kontrol etmeleri ve olumlu sosyal beceriler geliştirmelerinde önemli bir rol oynamaktadır.

Oyun kavramının tarihsel olarak ne zaman ortaya çıktığı ve nasıl gelişim gösterdiği bilinmemekle birlikte, tarihte bilinen en ilkel insan toplulukları kadar eskiye dayandığı söylenebilmektedir.

Eski Mısır’da bazı duvar resimlerinde tahtadan yapılmış bazı oyuncaklara, çocukların o dönemde oynadıkları zıplama ve sıçramaya yönelik oyun şekillerine rastlanmıştır.

Piaget oyunun zihinsel faaliyetleri kapsadığını belirtmiş, ve çocuğun bu faaliyetler aracılığı ile tecrübe ve bilgilerini birleştirdiği bir olgu olduğuna dikkat çekmiştir.

Erikson’a göre oyun, çocuğun gerçek hayata dair beceri ve yeteneklerine dair potansiyellerinin farkına varmasına, birbirinden farklı yönlere sahip deneyim ve tecrübeleri edinmesine ve bu deneyimlere ilişkin sonuçlarla yüzleşmesine imkan tanıyan önemli etkinlikleri kapsar.

Vygotsky (1967) oyunu sadece zevke dayalı olarak tanımlamanın doğru olmadığını çünkü zevk veren birçok şey olduğunu savunmaktadır. Oyunun çocukların isteklerini yerine getirmesi gerektiğini iddia etmektedir.

Oyunun gönüllülük esaslı, sembolik yapıya sahip, dış etkenlerden bağımsız ve aktif katılımın temelde olduğu faaliyetleri kapsayan eğlence ve haz duygusu yaratan etkinlikler olması gerektiği vurgulanmaktadır.

Okul öncesi yıllar ve sonrasında, oyun iki boyutta sınıflandırılabilir: yapı ve sosyal katılım.Yapısal bileşenler, basit fonksiyonel aktivite, nesnelerin ve çevrelerin keşfedilmesi ve araştırılması gibi bireylerin dahil olduğu aktivite türlerini ifade eder. Sosyal katılım ise aktivitenin tek başına mı, başkalarına yakın olarak mı yoksa başkalarıyla doğrudan etkileşim halinde mi gerçekleştirildiğini tanımlar.

Yetişkinler ve ebeveynler çocukların oyunla olan ilişkisini sadece eğlenceli vakit geçirmelerinde bir araç olarak görmekte ve oyunların amaçsızca yapılan faaliyetler olduğunu düşünmektedirler. Fakat oyunlar, çocukların hayatında öenmli bir fonksiyona ve misyona sahip etkinliklerdir.

Oyun yoluyla çocukların fiziksel gelişimi desteklenir, çünkü çocuklar koşarken zıplama, sıçrama gibi hareketler yapar veya hareketlere tepki verir. Oynarken kaslarını tekrar tekrar kullanırlar.

Oyun terapisi çocuk psikoterapisi ile birlikte bilimsel araştırmaların odağı haline gelmiştir. “Terapötik oyun” fikri ilk defa Sigmund Freud tarafından literatüre kazandırılmıştır.