Çocuk Hukukunun Tarihi Gelişimi, Uluslararası ve Ulusal Hukuktaki Yeri

Hukukun kadim devirlerden beri süregelen eski konularına kıyasla yeni ve genç bir disiplin olarak nitelendirilen çocuk hukuku, daha doğru bir nitelendirmeyle çocuklarla ilgili hukuk kuralları, farklı zaman, yer ve toplumlarda farklı seyirler takip etmiştir. Bu çeşitlilikte, inançların, kültürlerin, sosyolojik vakıaların, hukuk düzenlerinin ekonomik olguların farklılığının etkisi yadsınamaz.

Eski Yunan’da çocuk, babanın hâkimiyeti altında bir varlık olarak görülmekte, babanın çocukları üzerinde -onu satmak veya aileden uzaklaştırmak da dâhil -bir kısım tasarruflarda bulunabileceği kabul edilmekteydi. Atina’da babanın çocuğu üzerindeki mutlak hâ kimiyetinin sınırlandırılmaya çalışıldığı, çocuk üzerindeki velayetten kaynaklanan hakların çocuğun site nezdinde ergin sayılmasına kadar geçerli olduğu da belirtilmektedir.

Roma Hukukunda ise Eski Yunan’dakine kıyasla babanın daha fazla yetkili olduğu görülür. Aile içinde medeni haklara ve borçlara sahip olabilen tek kişi pater familiastır. Aile babası ya da aile reisi olarak tarif edebileceğimiz pater familias, kendisine aile fertleri üzerinde geniş yetkiler temin eden patria potestasa sahiptir. Bu, yaşları ne olursa olsun ailedeki çocuklar ve torunlar üzerinde aile reisine bir nevi sınırsız hâkimiyet sağlamaktaydı.

Milattan sonraki dönemde Hristiyanlığın da etkisiyle Roma Hukukunda babanın çocuk ve aile üzerindeki hukuken kabul edilen yetkileri sınırlandırılmış, çocuğu satma, terk etme, öldürme gibi yetkilerin kaldırılması, terbiye hakkını aşan cezaların mahkemelere devri, çocuğunu öldürenlerin ağır cezalara çarptırılması gibi gelişmeler kaydedilmiştir.

Roma Hukukundaki patria potestasa benzer bir durum Cermen Hukukunda da söz konusudur. Cermen Hukukunda baba, çocuk üzerinde “munt” adı verilen bir hâkimiyete sahipti. Roma Hukukundan farklı olarak munt, sürekli değildi ve çocuk bağımsız şekilde kendini geçindirmeye başlayınca sona ererdi.

İslam öncesi Türk toplumlarında, eski Roma’dan farklı olarak sadece babanın söz sahibi olduğu değil, babayı takiben annenin de söz sahibi olduğu ataerkil ama çok geniş olmayan bir aile yapısı görülmekteydi. Çocukların eğitimine önem verildiği, kahramanlığın teşvik edildiği, çocukların ana -babaya saygı ve itaatle yükümlü olduğu bu ailede babanın hâkimiyeti eski Roma’daki kadar sınırsız değildi.

Belirtmek gerekir ki çocuğun toplumdaki yeri ve süregelen anlayış sebebiyle Hint, Çin, Sümer, Babil, Mısır, Arap uygarlıklarında da babanın çocuk üzerindeki hâkimiyeti sebebiyle çocuğun köle olarak satılmasına izin verildiği kaydedilmektedir.

Orta Çağ’daki genel anlayış göz önünde bulundurulduğunda çocuğun hak sahibi bir özne olma aşaması, henüz uzak bir hedef olarak nitelendirilebilir.

Dinlerin merhameti özendirici etkisi, çocuklara karşı bir kısım zalimane davranışların dizginlenmesi, korunmaya muhtaç çocuklar bakımından bazı olumlu davranış kalıplarının teşvik edilmesi hususunda ilerleme sayılabilecek sonuçlar doğurmuştur.

İslam dininin ilk kaynaklarında, çocuğa büyük önem verildiğini gösteren ibarelere rastlanır. İslam kaynaklarında büluğ öncesi dönemler daha ziyade eğitim, aydınlanma ve neşe çağı olarak görülür.

Batı dünyasında da Hristiyanlığın etkisiyle Roma ve Germen Hukukunda yumuşama görülürken, “patria potestas”, 14. asra kadar gelişim hâlindeki İngiliz Hukukunun sabit bir ilkesi olarak kalmıştır. Fransa’da 17. yüzyıla değin babanın isterse çocuklarını bir devlet hapishanesine kapattırabildiği, siyasal iktidarın da babanın bu yöndeki yetkilerinin artırılmasını desteklediği görülmekteydi. 17. ve 18. asırdan itibaren yaşanmaya başlayan sosyo- ekonomik gelişmeler, aile yapılarının, üretim ilişkilerin değişmesi, Fransız ihtilalinin ve bazı önemli düşünürlerin fikrî tesirleri gerek çocuğa bakışı gerekse onunla ilgili hukuki kural ve kurumları dönüşüme uğratmıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısında çalışma hayatında çocuğa ilişkin, suç sayılan davranışları sergileyen çocuklara ilişkin ve mecburi eğitime ilişkin yasal düzenlemeler çıkarılmıştır. Eğitim hakkı gibi sosyal haklar, ilk olarak 1848 Fransız Anayasası ile pozitif hukuki metinlere geçmiştir.

Osmanlı Devleti’nde toplumun çocuklarla ilgili kabullerinin şekillenmesinde İslam Hukukunun önemli etkisi bulunmaktadır. Tanzimat dönemiyle birlikte batılılaşma hareketlerinin sonucu olarak Osmanlı Devleti’nde de çocuk haklarına ve çocuğun korunmasına ilişkin yeni yasal düzenlemelere yer verilmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri'nde çocukların sağlıklı ve sorumluluk sahibi birey olmalarını temin etmek üzere onları karşılaşabilecekleri tehlikelerden korumaya yönelik kurallar ve kurumlar 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır.

20. yüzyıl, dünyada insan haklarının ve buna bağlı olarak çocuk haklarının korunmasına ilişkin uluslararası çabaların yoğunlaştığı bir asır olmuştur.

Çocuk hukukunun ilgilendiren milletlerarası andlaşmalar, uluslararası hukukun incelediği konulardan birini oluşturur. Dolayısıyla uluslararası hukuk, geleneksel inceleme başlıkları sebebiyle çocuk haklarını korumayı hedefleyen milletlerarası hukuk kuralları ile ilgilenir. Diğer yandan uluslararası insan hakları hukuku ile çocukların silahlı çatışmalardan korunması yönündeki düzenlemeler ve uluslararası çalışmalar da bu ilgiyi artırmaktadır.

Vatandaşlık, yabancılar ve kanunlar ihtilafı gibi temel konuları ele alan milletlerarası özel hukuk anabilim dalı da bilhassa yabancılık unsuru içeren özel hukuk ilişkileri dolayısıyla çocuk hukukuna eğilebilmektedir.

Türk Hukukunda doğrudan çocukların haklarına yönelik çalışma ve eserlerin medeni hukuk alanında temayüz etmiş bilim insanlarının öncülüğünde başladığı kolaylıkla söylenebilir. Ancak Türk Çocuk Hukuku, medeni hukukun velayet, vesayet, nafaka gibi çocuğu ilgilendiren müessese ve hükümlerden ibaret değildir.

Çocuk hukuku konusuna eğilen ikinci grup ceza hukukçuları olmuştur. Çocuk hukuku alanında bilhassa çocuk haklarını konu edinen ve daha ziyade anayasa hukuku alanında çalışan bilim insanlarının ortaya koyduğu eserler de bulunmaktadır.

Milletlerarası özel hukuk penceresinden çocuk hukukunu ele alan çalışmalar ile iş ve sosyal güvenlik hukuku alanında çalışan bilim insanlarınca çocuk işçiliğine ve çalışma hayatında çocuğun korunmasına odaklanan çalışmaların da literatürde kendine özgü bir yerini olduğu belirtilmelidir.