İnfaz Hukukunun Temel İlkeleri
Cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesinin hukuki düzenine egemen olan bir kısım prensipler söz konusudur. Bunlar; infazın kanuniliği, infazın kesintisizliği, gizlilikten kaçınma, İnfazın bireyselleştirilmesi ve insanca infaz ilkeleridir.
Modern infaz anlayışı, öç alma, kefaret ödetme yerine hükümlüyü sosyalleştirerek yeniden topluma kazandırmak, sosyal hayata uyumunu temin etmek ve tekrar suç işlemesine mani olmayı hedeflerken belirtilen ilkeler ve anayasal esaslar rehberliğinde düzenleme ve uygulama geliştirmek durumundadır.
İnfaz, bir hükmün yerine getirilmesi anlamına gelir. İnfaz hukuku yeni ve gelişmekte olan bir bilim dalıdır. İnfaz hukuku, mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği andan başlayıp en geniş anlamıyla infazın sona ermesine kadar geçen zaman içinde devlet ile mahkûm arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının bütününü ifade eder.
İnfaz müesseseleri ve personelinin varlık sebebinin, mahkûmların topluma yeniden kazandırılacak biçimde ıslahı suretiyle yaptırımların yerine getirilmesini temin etmek olduğu düşünüldüğünde tenkil ve korkutma vasıtasıyla toplumu korumak ve mahkûmların hukuka inanan bireyler olarak eğitilip topluma kazandırılmalarını sağlamak gibi birbiriyle bağdaştırılması zor işlevleri üstlenen infaz kurumlarının düzenlenmesinde yol gösterici bazı prensiplere ihtiyaç duyulmaktadır. Bunların bazılarına ilişkin dayanakları çeşitli anayasa hükümlerinde bulmak mümkündür. Anayasanın yanı sıra insan hakları düşüncesinden kaynaklı bazı prensipler de infaz hukukuna yön vermektedirler. Özellikle cumhuriyetin niteliklerinin sayıldığı Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, sosyal devlet, devletin temel amaç ve görevlerinin düzenlendiği 5. madde hükmü, kanunönünde eşitlik başlıklı 10. madde düzenlemesi, Anayasa’nın genel esaslar kısmında ifadesini bulmaktadır.
Anayasa’nın eşitlikle ilgili 10. maddesinin infaz hukuku alanında da uygulanacağını teyit eden yasal düzenleme ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “infazda temel ilke” başlıklı 2. maddesinde yer almaktadır. Buna göre “ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, millî veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiç kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır.”
İnfaz hukukunun insan haklarına saygılı ve adil olmasının temel dayanağı hukuk devleti ilkesidir. İnfazda hukuk devleti, “hükümlünün anayasada güvence altına alınan haklarına getirilen sınırların tam belirlenmesi ve bu şekilde hükümlünün yerinin ortaya konulması” biçiminde tanımlanmaktadır.
İnfaz hukuku bakımından sosyal devlet ilkesi ise kanun koyucunun sosyal adalet ve sosyal yardım hedefine yönelmesidir. Cezaevine tutuklu ya da hükümlü sıfatıyla girmiş bulunan kişilerin eğitimi, korunması ve yeniden topluma kazandırılması bakımından sosyal devletin yapabilecekleri hiç de az değildir.
Haklara ve yükümlülüklere sahip bir hukuk öznesi olan insanın bir nesne hâline getirilmesi düşünülemez. Bir kişi suç işlemiş olsa dahi insandır ve onun da insan olma sıfatıyla korunmaya layık değerleri bulunmaktadır. İnsanilik, hümanizm gibi kavramlarla da karşılanmaya çalışılan insan haysiyetinin korunması ilkesi, suç işleyen kişiye uygulanacak yaptırımların ve bu yaptırımların infaz biçiminin kişiyi sosyalleştirme ve yeniden topluma kazandırma amacı taşımasıdır.