Çevre Kirliliği ve Sonuçları

2872 sayılı Çevre Kanununda çevre “canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdan hareketle çevreyi fiziksel ve sosyal çevre olarak ikiye ayırabiliriz.

Çevre kirliliği birdenbire ortaya çıkmış bir kavram değildir. Zamanla birikerek ortaya çıkmış ve çevrenin kullanımında olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Başlangıçta çevrenin kendi kendini yenileyebileceği düşünülmüş, bu nedenle gerekli önlemler alınmamıştır. Fakat zamanla çevreye verilen zararlar bu yenileme kapasitesinin önüne geçmiş ve çevre kirliliği günümüze kadar artarak gelmiştir.

Toprak Kirliliği Kontrol Yönetmeliği, kirli toprağı “bünyesinde insan ve çevre sağlığı bakımından önemli ölçüde risk oluşturan, insan faaliyetlerinden kaynaklanan tehlikeli kirletici maddelerin bulunduğu teyit edilen ve temizlenmesi gerektiğine karar verilen alan” olarak tanımlamıştır. Toprak kirliliği, toprağın bilinçsiz kullanımından, tarımsal faaliyetlerde kullanılan çeşitli gübre ve ilaçlardan, asit yağışlarından dolayı meydana gelir. Bu kirlilik sonucu toprağın verimi düşer, erozyon gibi doğa olaylarına karşı koyamaz ve toprak üzerinde yetişen bitkiler nedeniyle insanlara ve diğer canlılara olumsuz etkiler yaratır.

Su kirliliği “su ortamında yaşayan canlı türlerinde azalma meydana getiren ve bazı türlerin kaybolması ile sistemin dengesini bozan her şey” veya “bir su yatağındaki organizmalara kötü yönde tesir eden herhangi bir maddenin bu su yatağına girmesi” şeklinde tarif edilmektedir. Su kirliliği suya yapılan deşarjlar nedeniyle meydana gelir. Suyun kullanım amacı zarar görür. Su ortamında yaşayan türler yok olur veya sayıları azalır.

Hava kirliliği, normalde atmosfer yapısında bulunmayan ve bazı kaynaklardan atmosfere bırakılan hava kirleticilerin, havaya karışarak onun doğal bileşimini bozması ve insanlara ve diğer canlılara zarar vermesi şeklinde tanımlanabilir. Hava kirliliği özellikle fosil yakıtların yakılması sonucu bacalardan çıkan gazlardan, partikül maddelerden dolayı meydana gelir. Bazı endüstriyel faaliyetlerde havanın kirlenmesine yol açar. Kirli havada yaşayan insanlarda ve canlılarda birçok sağlık problemleri görülmektedir.

Gürültü insanın psikolojik ve fizyolojik yapısını etkileyen yüksek ses düzeylerine verilen isimdir. Gürültü kirliliği belirli bir seviyenin üzerinde seslere maruz kalmak suretiyle oluşur. Sanayi kuruluşları, kara, hava ve deniz trafiğindeki motorlu taşıtlar, eğlence ve alışveriş merkezleri, yapım ve onarım merkezleri en önemli gürültü kaynaklarını oluşturmaktadır. Bu sesler ise hem psikolojik olarak hem de fizyolojik olarak insanlara zarar verir. Gerekli önlemler alınmazsa çeşitli sağlık problemlerine yol açar.

Radyoaktif kirlenme, doğal olarak ya da nükleer reaksiyonlar sonucu oluşan radyoaktif yan ürünlerin çevreye yayılmasıdır. Doğal kaynaklar karasal ortamlarda bulunan kayalarda ve denizel ortamlardaki sedimentlerde bulunan radyoaktif maddelerle, güneşten gelen kozmik ışınlardır. Radyoaktif kirlilik nükleer santrallerden, nükleer silah denemelerinden ve tıpta kullanılan bazı cihazlardan kaynaklanır. Hem kısa vadede hem de uzun vadede canlılara etki ederek çeşitli sağlık problemlerine yol açar.

Çevre kirliliğinin önlenmesi bir devlet politikası olarak uygulanmalı ve gerekli yasal düzenlemeler yapılarak bu yasalara uyulmasının sağlanması gerekmektedir. Ayrıca insanlara çevre bilincini kazandırarak doğayı korumaları sağlanmalıdır.