Çevre Hukuku ve Çevre Hakkı
Dünya nüfusunun hızla artması, çarpık kentleşme, bölgesel savaşlar gibi nedenler, günümüzde birçok çevre sorununun ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Yaşam standartlarını yükseltebilmek adına, insan eliyle doğal çevrenin zarar görmesi ve çevre sorunlarının artması, beraberinde çevre sorunlarını azaltmak adına çeşitli tedbirlerin alınması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Toplumsal değişimlere en açık hukuk dalı olarak öne çıkan çevre hukuku, çevreyi ve çevresel değerleri hukuki olarak güvence altına alan, çevreyi koruyan ve geliştiren ve çevresel değerlerin hukuksal durumlarını düzenleyen hukuk dalı olarak tanımlanmaktadır.
Çevre hukukunun kaynaklarını ulusal kaynaklar ve uluslararası kaynaklar olmak üzere iki kısımda incelenmek mümkündür. Ulusal yasal düzenlemeler ve uluslararası sözleşmelerin yanı sıra çevre sorunları ile bağlantılı yargı kararları da çevre hukukuna yön vermektedir.
Çevre hukukunun temel amacı, çevreye ve çevresel değerlere hukuksal güvenceler kazandırmak, çevrenin hukuk kuralları ve hukuki düzenlemelerle korunmasını ve geliştirilmesini sağlamaktır. Çevre hukuku, çevre sorunlarının önlenmesi ve çevrenin korunmasına yönelik yapmış olduğu düzenlemeler ile kişi ve kuruluşların faaliyetlerine sınırlar getirerek davranışlarına yön vermeye çalışmakta, bunun için ihtiyaç duyulan yapıları oluşturmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda çevre sorunları konusunda korumacı bir yaklaşım sergileyen çevre hukukunun temel nitelikleri devingenlik, disiplinler arası olma, karma hukuk dalı olma, geniş kapsamlı ve sınırlayıcı olma olacak şekilde sıralanabilmektedir.
Çevre hukuku başta çevre bilimi ve ekoloji olmak üzere biyoloji, tıp, fizik, kimya, ekonomi, sosyoloji vb. bilim dallarıyla yakın bir ilişki içindedir. Bu bilim dalları üzerine yapılmış bilimsel araştırmaların uygulamaya aktarılarak anlam kazanması da hukuki düzenlemelerin yapılmasıyla sağlanmaktadır. Bunun yanında çevre hukuku, zamanla diğer hukuk dallarının da etkisiyle kendine has ilkeler ve müesseseler oluşturmuştur. Çevre hukukunun doğuş ve gelişme yıllarında ağırlıklı olarak geleneksel hukuk dallarının etkisi gözlense de, çevre hukukunun kendine özgü esaslarının oluşmasıyla zamanla bu etki zayıflamıştır.
Çevre hukukunun temel ilkeleri, çevre hukukunun gelişmesine katkıda bulunmak, uygulamada ortaya çıkan problemlerin çözümüne rehberlik yapma ve yasama faaliyetlerine yol gösterme gibi konularda birçok işlevi yerine getirmektedir. Esasen birbiriyle bağlantılı olan çevre hukukunun temel ilkeleri, evrensel olarak kabul gören kirleten öder, ihtiyat, katılım, önleme, işbirliği ve eşgüdüm, entegrasyon ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerinden oluşmaktadır.
Günümüzde insanoğlu, insan olmasından kaynaklanan, insan onurunun bir gereği olarak vazgeçilmez ve devredilmez bazı haklara sahip olup, bu haklar geçmişten günümüze kadar geçen süreçte ekonomik, toplumsal ve siyasal değişmelerin de etkisiyle birinci, ikinci ve üçüncü kuşak haklar olarak çeşitlenmiştir. Birinci kuşak haklar kişi özgürlüğü ve siyasal hakları, ikinci kuşak hakları ise insanların devlete bir hizmet sunma görevi yüklediği haklardır. Son olarak, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında, teknolojik gelişmelerle ortaya çıkan sorunlar dayanışma hakları olarak da adlandırılan üçüncü kuşak insan haklarını gündeme getirmiştir.
Üçüncü kuşak haklardan çevre hakkı, insanı referans alan, insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkıdır. Yararlanıcıları insanlar ve insanlar tarafından kurulan organizasyonlar olan çevre hakkının konusu, çevrenin korunmasının yanı sıra bozulmuş çevredeki tahribatların giderilerek çevrenin doğal haline kavuşturulması için gerekli önlemlerin alınmasını kapsamaktadır.
Çevre hakkının bir insan hakkı olarak gelişebilmesi ve uygulamaya yansıması için öncelikle insanlar arasında çevre bilincinin geliştirilmesi ve çevre bilincinden yoksun uygulamalarının yıkıcı sonuçlarından kurtulabilmek için uluslararası ölçekte yaygınlaşması ve kabul görmesi yönünde çaba sarf etmek gerekmektedir. Dahası diğer klasik haklarla sıkı bir bağlantı içerisinde bulunan çevre hakkının korunmadığı bir hukuk düzeninde, diğer hakların korunduğundan da bahsetmek mümkün olmamaktadır.
Temelleri T.C. Anayasası, Madde 56’da atılan ÇED faaliyetleri, son zamanlarda gelişme ve kalkınma sürecinde ivme kazanmış olan ülkemiz için çevre korumanın en önemli hukuki araçlarının başında gelmektedir. ÇED sistemi Türk Hukuku’na 1983 yılında çıkarılmış olan Çevre Kanunu ile girmişse de, uygulamaya aktarılabilmesi ve ilk ÇED Yönetmeliğinin yayınlanması ancak 1993 yılında gerçekleşmiş, zamanla yapılan değişikliklerle 2013 yılında son halini almıştır. ÇED sistemi; çevre üzerinde önemli etkiler oluşturabilecek bir faaliyetin, katılımcı usuller ve bilimsel yöntemlerle incelenmesi ve bu faaliyet nedeniyle meydana gelebilecek olumsuz etkileri önlemek üzere tedbirlerin alınması ve son olarak izleme ve denetlemelerin yapılmasını öngören bir süreç olarak tanımlanabilir.