Kümelenme
Kümelenme konusunda ortaya atılan bu tanımlamaları bugünkü anlamda bir araya getiren kişi, Harvard Üniversitesi İşletme Profesörü Michael E. Porter’dır. Porter kümelenmeyi; birbirlerine karşılıklı bağları olan işletme ve organizasyonların, coğrafi bir bölgede yoğunlaşmaları olarak tanımlamaktadır.
Bu yoğunlaşmalar, ilgili endüstri ve rekabette önemli diğer oyuncular tarafından çevrelenmiştir. Bunlar; makine, servis, altyapı sağlayan tedarikçiler vb. oyunculardır. Kümelenmeler dikey olarak müşterilere, yatay olarak da teknoloji üreten firmalara kadar uzanır. Birçok kümelenme; devlet kuruluşlarını, üniversite ve standart koyucu ajansları, düşünce kuruluşlarını, meslek eğitim kuruluşları ve ticaret kuruluşlarını kapsamaktadır.
1970’li yıllardan sonra meydana gelen ekonomik krizler ve yeniden yapılanma süreci sonrasında, işletmeler üretim sistemlerini gözden geçirmek zorunda kalmışlardır. 1990’lı yılların sonlarına doğru özellikle bilgisayar çağında yaşanan baş döndürücü gelişmeler, şirketlerin uluslararası ticaret yapma engellerini ortadan kaldırmıştır.
Artık rekabet bölgesel değil, global bir hâle dönüşmüştür. Müşterilerin daha esnek, daha hızlı ve daha farklı ürünler talep etmesi, işletmeleri Fordist üretim tarzını terk etmeye zorlamıştır. Fordizm yerini Post-Fordizme bırakmış ve daha esnek bir üretim sistemi benimsenmeye başlamıştır. Bu değişimler ışığında ülkeler, üretimden daha fazla pay alabilmenin ve katma değeri yüksek ürünler üretmenin temelinin, yenilik (inovasyon) yapmaktan geçtiğini anlamışlardır.
Ancak bu esnek ve yenilikçi ürün veya hizmetleri sunabilmek için devasa ve hantal yapıda şirketler yerine, hızlı karar alabilen, birçok firmadan oluşan bölgesel yapılar benimsenmeye başlamıştır. 1980’li yılların sonlarına doğru, uluslararası şirketlerin dünya ticaretinde daha çok söz sahibi oldukları görülmektedir.
Bu şirketlerin başarılarının arka planında yatan neden ise, bilgiyi kullanabilme kapasitelerinin yüksek olmasıdır. 2000’li yıllara doğru globalleşme sürecinin hız kazanması sonucunda, bölgesel üretimde uzmanlaşma çalışmaları, yerini 1990’lı yıllarda Michael Porter tarafından geliştirilen kümelenme kavramına bırakmıştır
Kümelenme kavramı gelişim aşamasında "Coğrafi" ve "Endüstriyel" Kümeler olmak üzere iki ana gruba ayrılmıştır. Kümeler; uzman iş gücünü belli bir bölgeye çekmesi, işlem maliyeti avantajı sağlaması ve bilgi yayılımları sayesinde yenilikçi ürün geliştirebilme potansiyelleri sebebi ile ülkeler için önemli bir kalkınma aracı olarak görülmüşlerdir.
Yenilikçilik ve rekabet temelli kümeler, ülkelerin ya da bölgelerin ihracat potansiyellerini artıran özelliklere sahiptir. Kümeler zamanla bu potansiyelleri sebebi ile "inovatif kümeler" olarak adlandırılmaya da başlanmıştır.
Kümelenme oluşturulmasında devlet ve kamu kurumları ve üniversitelere önemli görevler düşmektedir. Bunun dışında işletmeler ve finans kuruluşları ile meslek odaları, organize bir şekilde çalışmalıdırlar.
Yukarıda bahsedilen aktörlerin uyumlu bir şekilde çalışmaları sonucunda, dünyada başarılı kümelenme örnekleri görmek mümkündür.
Dünyada tüm kümelere örnek olarak gösterilen Silikon Vadisi, Alman Otomotiv kümesi, İtalyan Deri kümelenmesi, Hollywood Film Kümelenmesi ve Londra Finans kümelenmesi önemli küme örnekleridir.
Türkiye'de de ODTÜ Teknokent, İzmir Organik Gıda Kümelenmesi, Sultanahmet Turizm Kümelenmesi, Marmara Otomotiv kümelenmesigibi başarılı küme örnekleri mevcuttur.