Toplumsal Eşitsizlik

İnsanlık tarihi eşitsizliklerin önüne geçmek adına yapılan mücadele ve uğraşlar ile dolu olsa da eşitlik kavramını toplumsal açıdan ulaşılması pek de olanaklı bir hedef değildir. İnsanın temelde eşitliği hedef alan yaklaşımları günün sonunda diğerlerinden farklı ve ayrıcalıklı olma çabası ile sonuçlanmıştır. Bu sebeple eşitsizlik kaçınılmazdır.

Toplumsal eşitsizlik, dünya üzerinde sınırlı kaynakların eşit olmayan şekilde paylaştırılması sonucunda oluşur. Bazıları bolluk içinde yaşarken, bir başkası yoksulluk sınırının altında yaşamını sürdürmek zorundadır. Dünya genelinde kaynakların adaletli dağılımı sağlanamamaktadır. Kimi zaman doğal sebepler ile kaynaklar eşit dağıtılamazken kimi zamanda insan eli ile bu adaletsiz dağıtım oluşmaktadır.

Eşitsizliğin temelinde coğrafi özelliklerden, insanların hep daha fazlasını isteyen yapısına kadar pek çok farklı neden yatmaktadır. Teknolojik gelişmeler, iletişim kanallarının daha aktif kullanılması ve sosyal medyanın yaygınlaşması ile toplumsal eşitsizlikler daha da görünür olmuştur. Bireylerin diğerlerinin hayatı ve ulaşabildikleri imkanlar haberdar olması, onların kendi yaşadıkları hayatı ve imkanlarını sorgulamaya itmiştir. Bir diğer deyişle toplumsal eşitsizliklerin artmasında en temel etkenlerden biri farkındalığın yükselmesidir. Sosyal gruplar arasında kaynaklara veya fırsatlara erişimde eşitsizliklerin varlığını farkında olmak, eşitsizlik yaklaşımını besleyen en önemli öğedir.

Toplumsal eşitsizliği oluşturan faktörler toplumsal tabakalaşma ve toplumsal yapı olarak sıralanır. Toplumsal tabakalaşma, toplumsal gruplar arasında kaynaklara, imkanlara, güce ve statüye farklı erişim olanaklarını ifade eder. Toplum içinde yer alan grupların diğerlerinden daha fazla kaynağa erişimi olması ya da olmaması halidir. Toplumsal yapı ise bir toplumda organize olmuş ilişkiler bütününü ifade eder. Toplumsal eşitsizliklerde toplumsal yapı içine oluşmakta ve nesil arasında aktarılmaktadır.

Sosyolojik Yaklaşımlar Açısından Toplumsal Eşitsizliğe baktığımızda Karl Marx, Max Weber ve Pierre Bourdieu’nun çalışmalarını eşitsizliğin toplumsal yapısını anlamada yol gösterici olacaktır.

Marx; sınıf ayrımı temelinde bir eşitsizlik yaklaşımı geliştirmiştir. Ekonomik olarak üretim araçlarına sahip olanlar ve üretim araçlarını kullananlar arasında mutlak bir eşitsizlik olduğunu savunmaktadır. Bu durum özellikle ekonomik açıdan sınıflar üzerinden kendini göstermektedir.

Weber açısından ise eşitsizlik kavramını sadece ekonomik boyut ile açıklamak yeterli olmayacaktır. Weber analizine sınıf kavramının yanı sıra prestij ve güç kavramlarını da eklemiştir. Bireylerin sahip oldukları prestij ve güç toplumsal eşitsizliklerin oluşumunda önemli değişkenlerdir.

Bourdieu ise hem Marx hem de Weber’den etkilenmiş ve dört sermaye temelli bir yaklaşım ortaya koymuştur. Bourdieu, ekonomik, sosyal, kültürel ve sembolik sermaye şeklinde bir ayrım yapmaktadır. Bireylerin sahip oldukları sermayeler arası farklar toplumsal eşitsizlik açısından belirleyici olmaktadır.

Toplumsal eşitsizlik azaltılabilir mi? Bu soru günümüz dünyasının en temel sorularındandır. Eşit bir dünya düzeni ütopya olarak ele alınıp ulaşılması zor olarak düşünülse de eşitsizliklerin azaltılması makul bir hedeftir. Bu kapsamda öncelikle eşitsizliğin hissedildiği her alanda eşitsizlik nedenlerinin farkına vararak iyileştirmeler yapılması gerekmektedir. Ancak eşitsizlik konusunda farkındalık arttıkça eşitsiz ortamların önüne geçmek mümkün olabilecektir