Post-Yapısalcılık
Post-yapısalcılık, 20. yüzyılın en etkileyici sosyoloji kuramlarından biridir. Postyapısalcılık, günümüzde sosyolojinin vitrininde yer alan kuramlar arasındadır. Post-yapısalcılık, sosyolojide yapısalcılık ve postmodern kuramla bağlantılı bir biçimde gündeme gelmiştir. Bilindiği üzere, yapıya derin bir kuşkuyla yaklaşmak ve onun insanları nasıl baskıladığını açığa çıkarmak, sosyolojinin görevlerinden biridir. İşte, bu bağlamda, post-yapısalcılık, sosyolojide insanı kuşatan yapıları sökmek ve onun üzerine düşünmek için ortaya çıkan ana kuram olma özelliğine sahiptir. Post-yapısalcılık, yapısalcılığın önemsediği “yapı”yı, yapıbozum vasıtasıyla bozmaya ve yapıyı kırmaya dayalıdır. Postyapısalcılık, baskıcı olarak nitelediği yapıya ve iktidara eleştirel yaklaşmış, bütünlük ve birlik anlayışlarına karşı çıkmıştır. Post-yapısalcılık, farklılığın ve çoğulculuğun önemine işaret etmiş, özneyi merkeze koymuş ve onun etkin olmasını önemsemiştir.
Bu ünitenin amacı, çağdaş sosyolojinin ana kuramlarından biri olan postyapısalcılığı ana hatlarıyla tanıtmaktır. Post-yapısalcılığın öğrenilmesi, aynı zamanda, çağdaş sosyolojide etkin olan yapısalcılığın, postmodern kuramın, beden kuramının ve eleştirel kuramın daha iyi anlaşılmasına da imkân tanır.
Post-yapısalcılığın kökeninde Friedrich Nietzsche ile Sigmund Freud’un temel fikirleri bulunmaktadır.
Friedrich Nietzsche, aydınlanmaya, modernliğe ve Batı felsefesine eleştirel yaklaşmış, Batı düşüncesindeki kategorik bakış açısını ve aklın egemenliğini eleştiri süzgecinden geçirmiştir. Nietzsche, Batı düşüncesinde önemsenen hakikate, olgulara ve bilginin değerine meydan okuyarak, post-yapısalcılığın önünü açmıştır.
Sigmund Freud, psikanalizm metoduyla ruhsal hayatın bilinç ve bilinçdışı olmak üzere iki bölümden meydana geldiğini ileri sürmüştür. Freud, insanın hayatını ve davranışlarını onun zihninin derinliklerine, yani bilinçdışına inerek anlamaya çalışmıştır. Bu çabasıyla post-yapısalcıların ilham kaynağı olmuştur.
Post-yapısalcılığın en mühim temsilcileri, Michel Foucault, Jacques Derrida ve Jacques Lacan’dır.
Foucault, sosyolojik analizlerinde iktidar üzerinde durmuştur. Foucault, gündelik hayatın her alanında (ailede, okulda, atölyede, hastanede vb.) iktidar ilişkilerinin olduğunu vurgulamıştır. Foucault, iktidarın insanın davranışlarına, zihnine ve hatta genlerine kadar nüfuz ettiğini iddia etmiştir. Foucault, ayrıca bilgi-iktidar arasındaki ilişkiyi deşifre etmiştir.
Jacques Derrida, yapıların ve bütüncül unsurların bireyler üzerindeki iktidarını açığa çıkaran yapıbozum metoduyla tanınmaktadır. Derrida, aydınlanma, akıl, hakikat, mutlak kesinlik ve doğruluk gibi kavramlara savaş açmıştır.
Jacques Lacan, Feudçu bir düşünür olarak tanınmıştır. Lacan, post-yapısalcılık içinde daha çok dil ile ilgilenmiştir. Lacan, bilinçdışının dil gibi yapılandığını iddia etmiştir.
Post-yapısalcılığın anahtar terimleri, özne, bilinçdışı, yapı, yapıbozum, merkez, söylem, yazı, yazıbilim, soykütüğü ve iktidardır.
Post-yapısalcılık, yapısalcılığın esas aldığı yapı terimini, yapıbozum yoluyla bozmayı ve yapıyı kırmayı amaç edinmiştir.
Post-yapısalcılık, yapıyı bozmanın aslında onu daha iyi hâle getirmek olduğunu iddia etmiştir. Post-yapısalcılık, yapıya derin bir kuşkuyla yaklaşmıştır.
Post-yapısalcılık, Batı felsefesinde ve sosyolojisinde başat olan ikili ayrımlara (zihin-beden, doğruluk-yanlışlık gibi) karşı çıkmıştır.
Post-yapısalcılık, Batı düşüncesinde çok önemsenen ve üzerine pek fazla soru sorulmayan “hakikat”e odaklanmış, hakikati sorgulamış ve onun yapısını çözmeye çalışmıştır.
Post-yapısalcılık, Batı düşüncesinin temel unsurlarına saldırmış, modernliğe eleştirel yaklaşmış, aydınlanmanın ve aklın mirasına meydan okumuş ve ilerleme düşüncesine karşı çıkmıştır.
Post-yapısalcılık, bütüne ve bütüncül bakış açılarına eleştirel yaklaşmıştır.
Post-yapısalcılık, kesinliğe vurgu yapan anlayışlara itiraz etmiştir.
Post-yapısalcılık, tek anlamlı şeyleri yadsımış, çok anlamlılığı önemsemiştir.
Post-yapısalcılık, sosyal yapıların ve kurumların birey üzerindeki hegemonyasına itiraz eden anarşist bir kuramdır.
Post-yapısalcılık, toplumu ve onun biçimlendirdiği hayatı despotik olarak görmüştür.
Post-yapısalcılık, baskıcı olarak gördüğü topluma, yapıya ve sosyal ilişkilere eleştirel yaklaşmıştır.
Post-yapısalcılık, iktidar ve iktidar ilişkilerine yoğunlaşmıştır. Postyapısalcılık, insanların hayatlarında iktidar ilişkilerinin egemen olduğunu savunmuştur.
Post-yapısalcılık, bütüne ve bütüncül fikirlere karşı çıkmıştır. Bütüncüllük yerine parçalılık üzerine odaklanmıştır. Sosyal gerçekliğin parçalanmış olduğunu vurgulamıştır.
Post-yapısalcılık, çoğula, parçaya ve yerele daha önem vermiştir.
Post-yapısalcılık, sosyolojik analizlerinde bireyi merkeze koymuştur.
Post-yapısalcılık, gerek anahtar terimleri gerekse de temel tezleri itibariyle oldukça müphem bir kuramdır.
Post-yapısalcıların mantıksız işlerle uğraştıkları, çoğu kez saçmaladıkları iddia edilmiştir.
Post-yapısalcılık, büyük ölçekli yapıları göz ardı etmiştir.
Post-yapısalcılık, bugünkü dünyada var olan çelişkilere, sosyal eşitsizliklere ve sömürüye duyarsız kalmıştır.