Ekolojizm
Giriş
Çevrecilik, doğal ortamın korunması ve mevcut üretim sistemlerinin belli kurallara göre hareket etmesini sağlayan çalışmalardır. Her ideolojinin konusu olması gerekirken, ona kimlik kazandıran yeşil düşünce ekseninde hareket eden ekolojizmdir. Çevreci hareketler belli bir çevre sorunu özelinde çalışırken, ekolojizm daha geniş bir yelpazede (ahlak, siyaset, teknoloji v.b) bu çalışmalara felsefi bir kimlik kazandırır.
Ekolojik Düşüncenin Kökleri
Ekolojik düşüncenin, insanın çevreyle olan ilişkileri ve uyumu dikkate alındığında Antikçağ’dan beri var olduğu söylenebilir. Mısır ve Mezopotamya’da ortaya çıkan bilinçli tarım faaliyetleri uygarlıkların ve buna bağlı olarak kentlerin oluşumu M.Ö. 4000 yıllara dayanır. M.Ö. 2000’li yıllara gelindiğinde Anadolu’da kentlerin ortaya çıkmasına ve ardından Yunan coğrafyasında, bugün ki anlamda insandoğa arasındaki ilişkinin felsefi temelleri atılır. 1500’lü yıllar öncesinde hem Avrupa’nın hem de diğer uygarlıkların ekolojik düşünceleri organik dünya görüşünü yansıtır. 20. yüzyılın başlarında bu terim, yaşayan organizmaların çevreleriyle ilişkilerini konu alan biyolojinin alt dalı olarak kullanılır. Tıpkı diğer ideolojilerin köklerine ilişkin açıklama gibi ekolojik fikirlerin insan türünün ortaya çıkışına kadar geri götürülmelidir.
Ekolojik Düşüncenin Gelişimi
20. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’da meydan gelen ve öncülüğünü öğrencilerin oluşturduğu hareketler, temelde tüketim toplumuna ilişkin eleştiriyle ön plana çıkarlar. Bu sürecin etkileriyle birlikte araştırmaların yayınlanması ve yaygınlaşması ekolojik bir muhalefete de katkıda bulunur. Bu gelişim sadece öğrenci hareketleriyle ortaya çıkmaz aynı zamanda aydınların rolleride önemli katkılar sunar. Ekolojik hareketin, bu şekilde toplumsal alanda protestolara ve direnişlere sahne olması, yaşanan sorunların giderilmesini amaçlar. Bu noktada hareket eden bireylerin kimlik ve tanınma taleplerini ortaya çıkar. Siyasi talepleri olmaksızın gelişen ve değişen toplumsal hareketler, ekonomik mücadele olmaksızın sosyo-kültürel bir kimlik arayışına dönüşür. Çevreci grupların içerisinde olduğu bu toplumsal hareketler değişimi beraberinde getirir.
Doğaya Dönüş
Dünyanın kendi kendini inşa ettiği ve onardığı düşüncesi, doğaya karşı olarak değil ona dönüşle anlaşılabilir. İnsan, bu dönüşle onunla nasıl yaşaması gerektiğini öğrenmelidir. Bu dönüş hareketi yeni kavramlar bularak eski kavramların tekrar gözden geçirilmesiyle gerçekleşir ve temel konuları da şunlar olmalıdır.
Ekoloji: Tüm yeşil düşüncenin ana kaynağını oluşturan ekoloji, organizmaların yaşam alanları içerisinde incelenmesidir.
Bütüncülük (Holizm): Smuts, bilimin çalışmak için her şeyi parçalara ayırmasını eleştirir ve aksi düşünce olan bütünün bireysel parçalardan daha önemli olduğunu ortaya koyar. Bu paradigma arayışı çeşitli teori ve fikirleri ortaya koyar ancak en birleştirici olan konu bütüncülük (holizm) fikridir.
Sürdürülebilirlik: İnsanların, günlük yaşamdaki ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek nesilleri de düşünerek hareket etmeleri sürdürülebilirliğin kısa tanımıdır.
Çevre Ahlakı: ekolojistler ahlakın, çevreyi korumanın, doğayı sevmenin insanların gelecek nesillere karşı sorumlulukları olduğunu düşünürler. Kendini Gerçekleştirme: Ekolojik görüşün insanın kendini gerçekleştirmesi için sunduğu şey sahip olmak duygusunun yerini olmak duygusuna bırakmasıdır.
Doğa ve Siyaset
Ekolojide insan ve toplum anlayışı insanı doğanın bir parçası olarak algılamakla başlar. Yaşadığı çevrenin yine ona ait olmadığını ve başka varlıklarla beraber paylaştığını gösterir. Bu beraberlik ve yardımlaşma ilişkilerine de bağımlılığı taşır. Bu karşılıklı hareket halindeki görüş, politik alanda da çeşitlilik gösterir.
Sonuç
Doğa ile insan arasındaki ilişkiyi tekrardan inşa etmenin zorlukları bilinmesine rağmen bireysel çabaların çözüm sunacağı düşünülebilir. İnsanoğlu gündelik yaşamında doğa ile beraber olduğunu hatırlayarak onun lehine küçük adımlar atması başlangıç için yeterlidir.