Fiber Art, Wearable Art Kavramları ve Moda İle Etkileşimi
Fiber Art-Lif Sanatı Kavramı
Fiber art- lif sanatı, terimi doku yapısında karışık malzeme kullanımını ifade etmektedir. Yüzey düzenleme ve dokuma, tekstil sanatında iki temel alanı oluşturur. Lif ile yaratan sanatçı bir estetik bütünlük geliştirmek için yaratıcılığı, sezgiyi, prensipleri ve el becerisini birleştirir. Malzemenin anlamını biçimlendirip genişleterek, malzeme ile tekniğin üstesinden gelmiş, çalışmalarını gelenekten soyutlayıp halk ve eleştiriler sayesinde farklı bir yönelişe girmiştir. Çağdaş dokuma sanatında, temel dokuma prensiplerinin yeni yorumları ve yeni malzemelerle üretilen çalışmalar izlendiğinde, aktif bir hareketin geçerli hale geldiği görülür.
Lif sanatında gerçekte önemli olan entelektüel yönünden daha ziyade, çalışmanın yaratılma biçimi ve ürettiği tepkidir. Dünyaya, insanın kendi düşünceleriyle, diğer insanlarla, çevreyle, bilinmeyeni ile etkileşimine yeni bir bakış yolu sunmuştur. Bu tür maddi olmayan varlıkların nasıl belgeleneceği, keskin bir algı, özenle seçilmiş sözcükler ve sanatın kendisiyle bir uyum gerektirir. Her sanatta olduğu gibi lif sanatında da yaratıcı arayış, çıkarım yapmak, yeni kavramları keşfetmek, sınırları zorlamak, çeşitli malzeme ve teknikleri araştırmak ve düşünmek ve yapmaktır. Çağdaşları ve gelecek nesiller için bu sanatın nasıl tanımlanacağı karşılaşılan en önemli zorluk olmuştur. Zaman zaman sanat olmadığı öne sürülmüştür. Bazı çevrelerce sanat olarak kabul görmemiştir.
Sanatçı için eserinde kullandığı malzemeler; kâğıt, ahşap, metal veya tuval üzerine çeşitli boya ve benzeri resim malzemeleridir. Aynı zamanda sanat yaşamları süresince farklı malzeme ve deneysel malzemeleri de kullanabilir. Lif sanatçıları için ise malzemeler; tekstil lifleri, iplik ve kumaşlardan oluşabileceği gibi kavramsal tekstil anlayışına uygun her türlü malzeme eserlerinde yer bulur.
1920'lerin sonlarına doğru Jean Lurçat, Marie Cuttoli ve Pierre Baudoin'in çabalarıyla modern tapestry sanatının yeniden canlanması için modern resmin dokumaya uygulanması gerektiği görülmüştür.
Doğal olarak, tasarım ve uygulama alanında birtakım değişiklikler gerekliydi. 18. yüzyıl dokumalarında gölgeleme için 30.000 farklı ton kullanılırken sonraları yapının daha kalın yünler, ince çizgilerden yararlanılarak kabartma gölgelemeler yapıldığı, daha açık bir ifadeyle gotik tekniğinin örnek alındığı görülmektedir.
1950'lerde, sanatçı-zanaatkârın yalnızca lif ile değil, aynı zamanda çeşitli karışık teknik ve malzeme ile yaptığı eserler ile katkılarının ciddi şekilde kabul edildiği bir dönemdir. Bu dönemde stüdyo sanatçısı, nesnenin yaratıcı konseptinde devrim yarattı.
1960’lı yıllar dokuma sanatçıları, arkeologların bulgularına dayalı olarak dokumaların oluşumlarını incelemeye başlamışlardır. Düğümleme, örme, kâğıt yapımı ve sepet örme modern dokumacıların kullandıkları jüt, sisal, kenevir, yün ile yeni arayışların peşinde oldukları çalışma teknikleridir. Kullandıkları malzeme ile birlikte doku da önemliydi. Özellikle havlı dokumalar İskandinav sanatçılar tarafından ilgi görmekteydi. 1962 yılında I.Lozan Tapestry Bienali İsviçre’nin Lozan şehrinde düzenlenmiştir.
Fiber art sanatçıları arasında; Ed Rossbach, Olga de Amaral, Lenore Tawney, Jack Lenore Larsen, Mary Walker Phillips, John Michael Poque, Dard Hunter, Arturo Alonzo Sandoval, Joan Livingstone, Norma Minkowitz ve Magdalena Abakanowicz, Naomi Kobayashi ve Sachiko Morino, sayılabilir.
Türkiye’de lif sanatının başlamasında önemli bir adım başlatan sanatçılardan birisi de Özdemir Altan’dır. Dokuma resim sanatının başlamasına ve gelişim sürecine Özdemir Altan’ın büyük katkıları bulunmaktadır. Duvar halısı konusunda çalışmaya başlamasında etkili olan ve 1955 yılında çok az kişinin bildiği Lurçat isminin Zeki Faik İzer tarafından çeşitli çalışmalarından örneklerle anlatmaya başlaması onda ilgi uyandırmıştır. Türkiye’de dokuma resim sanatında izler bırakmış sanatçılar; Zeki Faik İzer, Özdemir Altan, Ömer Karaçam, Zeki Alpan, Zekai Ormancı, Ayla Salman Görüney, Belkıs Balpınar, Devrim Erbil, Aydın Uğurlu, Suhandan Özay ve Filiz Otyam, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Reyhan Kaya, Günay Atalayer ve Nesrin Önlü sayılabilir.
Wearable Art Kavramı
Bireysel, genellikle de son derece kişisel ve birleştirici estetik kriterlere uymayan giyilebilir sanat, doğası gereği tanımlanması zor bir kavramdır. Bedeni kuşatan sanat eseri olarak adlandırılabilir, ancak bu onun sanat dünyası, moda dünyası ve zanaat dünyasıyla olan karmaşık ilişkisini yeterince açıklayamamaktadır. Giyilebilir Sanat “bir sanatçının ürettiği tekstil yüzeylerinin başka bir tasarımcı tarafından giysiye dönüştürülmesi” olarak da tanımlanmaktadır. Giyilebilir Sanat kavramında yaratılan çalışmalar moda olarak endüstriyel biçim de üretilmemektedir. Bu açıdan giyilebilir sanat moda dünyasında karşı bir “hareket” gibi gelişen tekstil sanatı olarak da görülebilir.
Fiber Art ve Wearable Art Kavramları ve Moda ile Etkileşimi
Kimono, lif sanatçıları ve giyilebilir sanat yaratan sanatçılarının farklı bakış açıları ile yorumladığı sade bir formdur. Bu açıdan 'fiber art ve wearable art’ın moda ile olan etkileşimi için iyi bir örnektir. Kimono'nun basit kesimi ve kolay yapımı, daha önce moda tasarımı ve desen hazırlama konusunda eğitim almamış ve bilgi edinmeyerek modaya olan mesafesini korumak isteyen sanatçılar için önemli bir formdur. Kimono'nun giyilebilir sanatta benimsenmesi, Miriam Schapiro gibi sanatçılar tarafından yeni, özgürleşmiş kadının sembolü olarak eşzamanlı sanatta kullanımı ile olumlu bir şekilde pekiştirildi. Fakat en önemlisi, kimono, sanat tarihçisi Anne Hollander'in moda olmayan dediği şeyin bir örneği olarak yerleşik bir geleneği temsil eden, farklı ve nispeten değişmeyen bir form olarak farklı renkler sunan etnik (yani Batılı olmayan) bir giysidir. Birçok sembolik anlamı da bulunmaktadır. Giyilebilir sanat ana akım çağdaş modaya daha da yaklaşarak daha güçlü bir ortak vizyon ortaya koymaktadır.
Günümüzde, bir giysinin modadan ziyade giyilebilir sanat olarak tanımlanması, sanatçının giyilebilir sanat veya çağdaş fiber art topluluğu ile özdeşleşmesiyle veya onu üreten endişenin boyutu ve büyük harfle yazılmasıyla da ilgili olabilir.