Politik Psikoloji

Psikoloji bilimi insanı anlama ve insan davranışlarını açıklamayı hedefleyen bir bilimdir. Ancak insan davranışları çok çeşitli ve karmaşıktır. Bu durum da psikoloji bilimi içerisinde pek çok alt dalın oluşmasına neden olmuştur. Psikolojinin alt dalları insan davranışını farklı yönleriyle inceleyerek davranışı oluşturan nedenleri ortaya koymaya çalışır.

Siyaset bilimi ise insan ürünü olan, insan etkinlikerinin bir sonucu olan siyasetin, insan psikolojisinden nasıl ve ne derece etkilendiği ya da siyasetin insan psikolojisine etkisi konularını ele alır.

“Siyaset psikolojisi” olarak da anılan politik psikoloji, adından da anlaşılacağı üzere siyasal davranışı psikoloji biliminin ilkeleriyle anlamaya ve açıklamaya çalışmaktadır. Politik psikoloji bireyin içsel süreçlerini ve birey-grup etkileşimini göz ardı etmez ve bu bilgilerden faydalanır; ancak diğerlerinden farklı olarak merkeze büyük grupları, kitleleri ve ulusları alarak bunlar arasındaki ilişkileri ve etkileşimleri inceleyerek kitlesel olarak ortaya çıkan davranışların psikolojik çözümlemesini yapmaya çalışır.

McGuire’a göre, psikoloji bilimindeki gelişmelerin de tesiriyle politik psikoloji üç farklı evreden geçerek günümüze kadar gelmiştir. Bu evreler:

  • 1940’lar ve 1950’ler: Kişilik çalışmaları dönemi.
  • 1960’lar ve 1970’ler: Politik tutumlar ve oy verme davranışı üzerine çalışmalar dönemi.
  • 1980’ler ve 1990’lar: Düşünce sistemlerinin içerik ve işleyişiyle ilişkili olarak politik ideolojilerin ele alındığı dönem.

Kişilik konusu psikoloji içerisinde çok geniş ve ayrıntılı bir kavram olarak ele alıp incelerken, politik psikologlar kişiliği daha dar kapsamıyla; kişiliğin hangi özelliklerinin, nasılsiyasi davranışa dönüştüğü perspektifinden incelerler. Politik psikoloji ilk dönemlerinde kişiliğin siyaset üzerindeki etkileri yoğun olarak işlenmiştir. Bu dönemde özellikle Freud’un psikanalitik kuramı siyasi davranışları açıklamak için çokça kullanılmıştır.

Politik psikoloji içerisinde kişilik incelemeleri “psikobiyografiler” şeklinde yapılmıştır. Psikobiyografiler, siyasi aktörlerin siyasi ve toplumsal gelişimlerinin çocukluktan yetişkinliğe kadar izinin sürüldüğü, oldukça ayrıntılı ve derinlemesine incelenen vaka çalışmalarıdır.

Politik psikoloji alanında ilk ele alınan konulardan biri liderlik olmuştur. Liderlerin kişilik özellikleri ile siyasi davranışları arasındaki ilişkiler ortaya konmaya çalışılmıştır. Daha sonraki politik psikoloji araştırmalarında liderlik kavramı, siyasal liderliğin ne olduğu, farklı liderlik türleri ve siyasal etkileri, liderlerin diğerlerinden farklı özellikleri, liderleri çekici ya da başarılı kılan unsurların kişisel etkenler mi yoksa kişinin dışındaki durumsal etkenler mi olduğu gibi konular ilgi çekmeye devam etmiştir.

Yakın zamana kadar toplum içerisinde liderlerin ön plana çıkmasında ve siyasi davranışlarında onların kişilik özelliklerinin belirleyici olduğu değerlendirilmiştir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar, kişiliğin tek başına belirleyici olmadığı, kişilik özelliklerinin içinde bulunulan durumsal faktörlerle etkileşimi sonucunda lideri ve liderlik davranışlarını ön plana çıkardığını ortaya koymuştur.

Tutumlar ve oy verme konusunda yapılan çalışmalar sonucunda ise insan zihninin kusursuz çalışmadığı ve insanların oy verme gibi politik davranışlarının çoğu zaman akıllı ve mantıklı temellere dayanmadığı; insanların tutumlarından ve akıl yürütürken kullandığımız sezgisel kısayollardan çokça etkilendiği saptanmıştır.

Gündelik siyasi davranışları en çok etkileyen etkenlerden biri de ırkçılıktır. Irkçılık, gerçek bir durum olmaktan öte sosyal bir inşadır. Bireyler içinde bulunduğu topluluğu kültürel, dinsel, ırksal vb. durumlar açısından diğer gruplardan ayrıştırır. Bu ayrışmalar pek çok kanlı çatışmanın temelinde yer alır. Bu çatışmaların temelinde kaynaklar için rekabet, kendi grubunu üstün tutup diğerlerini küçümseme ve diğerlerini damgalayarak aşağılama gibi nedenlerin yattığı saptanmıştır.

Milliyetçilik de politik psikoloji araştırmalarına konu olmuş önemli bir siyasi olgudur. Yapılan araştırmalar milliyetçilik kavramının tek başına olumlu ya da olumsuz olmadığını, bunun hayata nasıl uygulandığının önemli olduğunu ortaya koymuştur. Milliyetçilik günlük hayatı düzene koyan ilkeler bazında uygulanabileceği gibi çatışmalara ve savaşlara neden olacak şekilde ayrımcılığa da dönüştürülebilir. Milliyetçilik içerisinde aidiyet, ortaklık ve cemaat hissi, ön plana çıkan kavramlardır. Milliyetçilikle oluşturulmaya çalışılan ulusal kimliğin aslında “var olan” bir kimlik değil, siyasetçiler tarafından “oluşturulmak istenen” bir kimlik olduğu ifade edilmektedir.

Terörizm konusu da politik psikolojide merak uyandıran bir konudur. Terörle mücadele edebilmek için onun bireysel ve toplumsal temelde nasıl oluştuğu anlaşılmalıdır. Terör, bireylerin, grupların ya da hükümetlerin davranış ve politikalarını değiştirmeyi amaçlayan şiddet eylemleri olarak tanımlanabilir. Terörizme yönelen bireylerin bazı kişisel eğilimlerini olduğu bilinmekle beraber bu durum sadece kişisel özelliklerle açıklanamaz. Terörizme zemin hazırlayan bazı durumsal etkenlerin de varlığı önemlidir. Bireylerin gruba uyma eğilimi, otoriteye itaat etme eğilimi ve bireylerin içinde bulundukları ortamlarda bazı olumsuz davranışları bir süre sonra normal görerek uygulamaktan geri kalmaması gibi durumlar bunlardan bazılarıdır.