Göç Psikolojisi

Göçe Bakış

Göç ve göç merkezli olaylar, 21. yüzyılın belirleyici ve yön verici karakteristiklerini oluşturmaktadır. Son çeyrek asır boyunca göç alan ülkelerin göçmen kabul politikalarındaki yetersizlikler nedeniyle dünyada göç hareketleri iyi idare edilememiştir.

Küresel göç, göç edenlere ve göçü kabul eden ülkenin uyumlama stratejilerine, hedeflerine ve göçün oluşum şekline bağlı olarak da yapısal değişiklikler göstermektedir. Son yirmi yıldır, gelişmiş ülkeler kalifiye işçilerin ve eğitimli profesyonel çalışanların göçe teşvik edildiği politikaları uygulamaktalar.

Göç Olgusuna İlişkin Psikolojik Uygulamalar ve Kavramsal Açıklamalar

Psikoloji, göçten avantaj sağlamanın yollarını arar. Başarılı bir göç hareketi ve bunu takip eden başarılı bir entegrasyon için katkı sunar. Psikologlar, grup içi ilişkiler, dışlanma, kültürel çeşitlilik ve yapılanma, göç motivasyonları, etnik ve ulusal kimlik işlevleri gibi konulardaki sorunlara katkı sunarlar.

Göçmenler göç ettikleri kültürde aktif olarak kültür alış verişine katılırlar. Bu deneyim mevcut kaynakların bölüşülmesi kaygısını beraberinde getirdiğinden hem yerliler hem göçmenler için stres yüklü olabilir. Sosyal psikolog Muzaffer Şerif Gerçekçi Çatışma Kuramı ile bu olguyu açıklamıştır (Sherif, 1966). Sherif’e göre eğer toplumda kaynaklar (işler, fırsatlar vb.) sınırlı ise gruplar arası ilişkide çatışma, düşmanlık ve nefret gelişmektedir. Böylece işini kaybeden Alman işçi, çalışan ve işi olan Türkü gördüğünde, Türklerin kendi işlerini aldığını, onları yoksun bıraktığını düşünmektedir. Bu olumsuz düşünceler tıpkı Yahudi karşıtlığında olduğu gibi Türk karşıtlığına veya Müslüman karşıtlığına dönüşmektedir. Bu bağlamda kültürel alışveriş strese ve psikolojik zorluklara yol açabilir. Araştırmalara göre göçmenler göçmen olmayanlardan daha fazla stres ya da akıl hastalığı deneyimlemektedirler. Pek çok göçmen için psikolojik sorunların sebebi bizzat göç deneyimidir. Kültüre duyarlı, ekolojik bir bakış açısına sahip psikolojik destek, göçmenlerin psikolojik sağlıkları için gereklidir. Göreli Yoksunluk Kuramı’nın açıklamaları göç olgusunda karşılaştığımız dışlanma, ayrımcılık ve ırkçılığı açıklayan önemli kuramlardan biridir (Stouffer ve arkadaşları, 1949; Runciman, 1966; Kawachi ve arkadaşları, 1999).

Göreli Yoksunluk Kuramı özetle kaynakların bölüşümündeki dengesizliklerin gruplar arası çatışmalara yol açtığını ileri sürer. Buna göre kaynakların dağıtımındaki farklılıklar ve dengesizlikler, grupları kendisinin ve diğerlerinin sahip oldukları üzerinde karşılaştırmalar yapmasına ve bu karşılaştırmanın sonucunu referans alarak kendini diğerine göre yoksun hissetmesine yol açar. Bu durumu açıklayan önemli kavramlardan bir diğeri etnosentrizm’dir. Etnosentrizm bireylerin, grupların, toplulukların dünyayı, günlük yaşantıları, sorunları kendi çerçevelerinden değerlendirmeleri, kendi dışındaki görüş ve yaklaşımlara kapalı kalmalarıdır. Çoğu zaman yerliler göçenlerin mevcut toplumsal normlara entegre olmaları ve geçmiş yaşam pratiklerini terk etmeleri beklentisini taşımaktadırlar. Bu etnosentrik tutum yabancı düşmanlığı olarak da kavramsallaştırılabilir. Söz konusu bu toplumsal alışkanlık kültürel körlüğe ve toplumda “öteki”lerin oluşmasına neden olabilmektedir.