Alman İdealizmi ve G.W.F.Hegel
İdealizm; genel, felsefi olmayan gündelik anlamı içerisinde, yüksek ahlaki amaçlara bağlanma; zihnin tasarım, ide ve ideallerini maddi, kaba gerçekliğin tam karşısına geçirme ve onlara insanın değerler cetvelinde başat bir rol verme tavrı olarak tanımlanır. Ancak, bu gündelik anlamı dışında, düşünce tarihinde idealist olarak adlandırılan filozoflar da vardır. Bu filozofların, ‘idea’nın, ‘ideal’in ne olduğu veya bu kavramlardan tam olarak ne anlaşılması gerektiği konusunda da bir fikir birliğine vardıklarını söylemek oldukça güçtür. İdealizmin, Platon’dan günümüze birçok farklı -epistemolojik idealizm, öznel idealizm, nesnel idealizm, empirik idealizm, dogmatik idealizm ve transandantal idealizm-türden kavramsallaştırmaları söz konusudur.
Yine genel bir çerçeve içinde fakat biraz daha teknik ve felsefi bir anlamda idealizm, kuşkuculuğun, pozitivizm ve ateizmin tam karşısında yer alan bir öğreti olarak insanın gerçekliğe ya da deneyime ilişkin yorumunda ideal ya da tinsel olana öncelik vermesidir. Dünya ya da gerçekliğin özü itibarıyla “tin” olarak var olduğunu, soyutlama ve yasaların duyumsal şeylerden daha temel ve gerçek olduğunu savunan öğretidir.
Alman idealizmi, 18. yüzyılda, Kant ile başlayan daha sonra Hegel, Schelling, Fichte gibi düşünürlerle devam eden felsefe geleneğidir.
Alman idealizmi, Kant felsefesi merkezinde şekillenen bir felsefe akımıdır. Bu felsefi tavır, ilk önce olumsuzlanmış daha sonra birçok düşünürü etkisi altına almıştır.
Kant, bilimsel bilgiyi fenomenal âlem ile sınırlı tutmuş, kendinde şey (numen) alanının bize bilimsel bilgi vermesinin olanaksız olduğunu savunmuştur. Bu felsefi tavır, kendisinden sonra Fichte, Schelling ve Hegel felsefesinde, metafizik zemininde doruk noktasına ulaşmıştı r.
Alman idealizminin ilk temsilcilerinden olan Fichte, Kant felsefesinin materyalizm eleştirisi üzerine kurulduğu yönünde bir değerlendirmede bulunmuş ve bu temel düşüncenin idealist sınırlar ile daha yetkin hâle getirilmesi gerektiğini savunmuştur. Özgürlük üzerine yaptığı değerlendirmeyle idealist felsefeye arka plan oluşturan düşünür, maddeden hareketle bilinç varlığı ve özgür eylemleri olan insanın açıklanamayacağını iddia etmiştir. Ona göre, varlığı ve insanı açıklamanın biricik yolu özneden hareket etmektir. Bu hareketin sonucu olarak bilme aşamasına geçilecektir ve bilme aşamasının üç temel adımı aracılığıyla da bilme gerçekleşir, bilgi oluşur.
Alman idealizminin diğer önemli düşünürü Schelling'dir. Fichte'nin diyalektik yöntemini sadece bilmenin konusu olmaktan çıkarmış ve onu doğanın gelişiminde form olarak görmüştür.
Alman idealizminin diğer önemli ismi, Hegel'dir. Hegel'in bütün felsefesi varlık anlayışında kavramsallaştırdığı "tin" fikri üzerine kurulur. Düşünür açısından, toplum -birey ve özgürlük, devlet- hukuk, sanat, kültür ve din, tin'in açılımının bir ifadesidir.
Diğer taraftan, Hegel'in siyaset felsefesinde devlet bir araç olarak değil amaç olarak görülür. Birey ise devletten bağımsız olarak bir özgürlüğün temsilcisi değil, devlet ile özgürlüğünün bilincinde olan bir varlıktır.
Hegel'in tarih felsefesi, kör bilinçten mutlak akla doğru gelişen tin'in bir açılımıdır. Hegel'e göre, tarihi bireysel olayların bir kronoloji olarak okumak yanılgıdır. Tarih, evrensel aklın anlaşılması etkinliğidir.