Edmund Husserl ve Fenomenoloji

Edmund Husserl (1859–1938) Yahudi kökenli Alman bir filozof, yazar ve eğitmendir. Fenomenoloji felsefesinin kurucusu ve en önemli temsilcisidir. Bu felsefeyi geliştirirken öncelikle Descartes, Leibniz, Kant ve Brentano gibi filozofların etkisinde kalmıştır. Husserl, felsefesine Avrupa insanlığının ve felsefenin bir değerlendirmesine yaparak başlamıştır. Ona göre modern aklın gücünün ve yönteminin etkisinde kalan doğa bilimleri Avrupa’yı başta sosyal, siyasal ve kültürel olmak üzere her alanda kökten sarsarak tarihsel bir krizin içine sokmuştur. Bu kriz felsefenin değil Avrupa bilimlerinin krizidir. Böyle bir krizden ise ancak fenomenolojik yöntem ile kurtulabilinir. Husserl'in fenoemenolojik yöntemdeki amacı ise insan aklını düşümüş olduğu durumdan kurtarmaktır.

Husserl’in fenomenolojik yöntemi altı evreden oluşur. İlk evre yönelimselliktir. Yönelimsellik, bilincin belli bir nesneye yönelmişliğidir. Husserl, bilinci yönelimsellikten hareketle tanımlar. Ona göre bilinç her zaman bir şeyin bilincidir. Husserl, bilinci fiziksel olaylardan ayırt edecek bir ölçüt olarak görmüştür. Bunun nedeni bilincin sürekli bir akış içinde olmasıdır. Bilinç sürekli bir akış içinde olduğundan onun boşlukları, kesintileri yoktur. Husserl’in fenomenolojisinde yönelimsellik kavramıyla çok yakından ilişkili olan diğer kavramlar ise noema ve noesis kavramlarıdır. Noema nesnel yapıdır. Noesis ise akıl ile gerçekleşen düşünme edimidir.

Husserl'in fenomenolojik yönteminde kinci evre fenomenolojik redüksiyondur. Fenomenolojik redüksiyon fenomenolojik indirgeme ve eydetik indirgeme olmak üzere ikiye ayrılır. Fenomenolojik indirgeme, zihinsel edimlerden bağımsız betimlemedir. Eydetik indirgeme ise saf özlerin yakalanması sürecidir.

Fenomenolojik yöntemin üçüncü evresi olan fenomenolojik refleksiyon bilincin özlere tekrar dönmesi evresidir. Dördüncü evre olan fenomenolojik epoke ise bilince konu olan tüm varlık alanını inanç ve hükümleri bir kenara bırakmaktır. Tarihle ilgili paranteze alma, varoluşla ilgili paranteze alma ve ide’lerle ilgili paranteze alma olmak üzere üç kısma ayrılır.

Fenomenolojik yöntemin dördüncü evresi ise eydetik sezgidir. Eydetik sezgi özlerin ve yaşantının ortaya çıkarılmasının özel bir deneyimidir. Eydetik sezgiyle ulaşılan özler Platon metafiziğinde olduğu gibi idealar dünyasının özleri değil algıladığımız dünyadaki şeylerin özleridir.

Fenomenolojik yöntemin beşinci evre ise fenomenolojik betimlemedir. Fenomenolojik betimleme ise eydetik sezgi sonucu İndirgenmiş saf özlerin nitelik, nicelik ve kiplik gibi momentlerin tasvir edilmesidir. Eydetik sezgi sonucu gerçekleşen fenomenolojik betimleme, elde edilen saf özlerin incelenmesidir, bir öz-betimlemesidir. Fenomenolojik betimlemede kalkış noktası zorunlulukla yönelinmiş olan bütünün (nesnenin) kendisidir, özdür. Bu süreçte birey olsun, nesne olsun her şey bütünlüğü içinde ele alınmalıdır.

19. yüzyıldan itibaren ampirist-pozitivist eksenli gelişen bilimler ve kurmları insanı yalnızlaştırdı, kendine ve varlık’a yabancılaştırdı. Bu duum bilim ve felsefeyi birbirlerine indirgemeden bir arada yaşatacak yeni bir ontoloji ve epistemolojiye ihtiyacı doğurmuştur. Bu ihtiyacın bir sonucu olarak fenomenoloji ortaya çıkmıştır. Fenomenoloji ile felsefe, dolasıyla bilimler arasında doğrudan bir ilişki vardır. Fenomenoloji egzistansiyalizmden hermeneutiğe, değerden sanata, psikolojiden sosyolojiye, tarihten din bilimlerine kadar birçok felsefi akımda ve alanda etkili olmuştur.