Aydınlanma ve Uluslararası İlişkiler

Aydınlanma Dönemi düşünürlerinin önemli bir kısmı esasen siyaset bilimi üzerine odaklanmışken, azımsanmayacak bir kısmı da uluslararası ilişkiler alanına ya doğrudan ya da dolaylı olarak değinmişlerdir.

Bu konuyu inceleyen düşünürlerin temel kaygısı güvenlik ikileminin nasıl yönetileceği ve savaşların nasıl engellenebileceği meselesi olmuştur. Bu bağlamda, ulusal politik sistemlerde kralın ya da tiranın yetkileri çeşitli şekillerde sınırlanabilir ve denetim altına alınabilirken, bunun uluslararası siyasette geçerli olup olamayacağı en temel araştırma konularından biri olmuştur.

Aydınlanma Döneminin Uİ’ye Etkisi

Aydınlanma felsefecilerinin uluslararası ilişkiler konusundaki görüşleri kabaca iki kategoriye ayrılabilir: Bunlardan ilki, devletlerin ticaret, uluslararası hukuk ve demokratik yönetimler sayesinde anarşiye rağmen birbirleriyle kalıcı iş birliği yapılabileceğini savunan Immanuel Kant, William Penn ve Jeremy Bentham gibi düşünürlerdir. İkinci görüş ise ideal olan durumun kalıcı uluslararası barış olduğunu kabul etse de bunun yöneticilerin egoist çıkar algılamaları ve ekonomik eşitsizlikler gibi nedenlerden dolayı gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını savunmaktadır. Thomas Hobbes bu düşüncenin öncülerinden biridir.

Aydınlanma Dönemi düşünürleri İdealizm, Realizm, İnşacı Kuram ve Postpozitivist Kuram üzerinde etkili olmuşlardır.

İngiliz felsefeci Thomas Hobbes’a göre bireyler doğa hâlinden kurtulabilmek için devleti (Leviathan) oluşturmuştu ancak uluslararası sistemde devletler arası ilişkiler doğa hâlini andırıyor olsa da ortak bir yapı oluşturulmamaktaydı çünkü uluslararası ilişkilerdeki bu durum tahammül edilebilir bir durumdu. Hobbes’un düşünceleri realist teorinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.

Aydınlanma Felsefesi ve Kant

Immanuel Kant, bir yandan idealizmin öncülerinden biri olarak kabul edilirken öte yandan inşacılığın ve Eleştirel Kuramın da kurucu isimlerinden biri olarak nitelenebilir. Kant’a göre dünyayla ilgili algıladığımız tüm bilgiler aslında subjektif bilgilerdir ve ancak insan bilincinin algılamalarına göre şekillenmektedir.

İnşacılık yaklaşımının uluslararası ilişkilere ilk yansımaları 1980’li yılların sonlarında gerçekleşmeye başlamıştır. İnşacı Kuram temel olarak uluslararası ilişkilerin sadece maddi unsurlardan değil, aynı zamanda fikirsel unsurlardan da oluştuğunu öne sürer. Bu bağlamda, Kant’ın gerçekliğin algılanmasıyla ilgili olarak dile getirdiği görüşü, disipline yansıtarak uluslararası sistemin aktörleri arasındaki ilişkinin algılamalardan bağımsız bir şekilde ele alınamayacağına vurgu yapar.

Örneğin, ABD hem konvansiyonel hem de nükleer silahlar açısından dünyanın en büyük silahlı gücüdür. Ancak komşu ülke Kanada açısından bu durum bir tehdit olarak algılanmazken, örneğin İran açısından bu durum bir tehdit unsuru olarak değerlendirilmektedir. İnşacılık yaklaşımının ortaya çıkmasında Aydınlanma felsefesi etkili olmuştur.

Uİ Teorileri ve Felsefik Kökenleri

Son dönemlerde bazı Aydınlanma felsefecilerinin uluslararası ilişkiler konusunda yazdıkları daha derinlemesine ele alınmakta, bazılarının düşünceleri ise yeniden yorumlanmaktadır. Bazı düşünürler ise Kant örneğinde olduğu gibi hem İdealizm hem İnşacılık hem de Postpozitivist Kuramlar tarafından öncül olarak kabul edilmektedir.

İster idealizm, realizm, davranışsalcılık gibi rasyonel kuramlar isterse inşacılık ve postpozitivizm gibi alternatif kuramlar olsun, hiçbir uluslararası ilişkiler teorisini felsefi kökenlerine inmeden anlamak mümkün değildir. Aydınlanma Dönemi düşünürleri sadece uluslararası ilişkiler disiplininin temellerini atmakla kalmamış, aynı zamanda onun daha da ileri gitmesine katkı sağlamıştır.