Aydınlanma ve Devrim
Aydınlanma düşüncesi ve devrimler Avrupa tarihini kapsayan ama tüm insanlık tarihi üzerinde etkili olmuş, birbirleriyle doğrudan ilişikili iki önemli süreçtir.
Devim, toplumsal yaşamın iktisadi, siyasal, kültürel, sosyal ya da düşünsel herhangi bir alanında yaşanan hızlı ve köklü dönüşümlere denir.
Aydınlanma düşüncesi her alandaki devrimlerle ilişkili olsa da esas olarak “bilimsel devrim” ve “siyasal devrim” olgularıyla ilişkilidir.
Bilimsel Devrim, 16. yüzyılın ortasından itibaren toplumun doğaya dair bilgi edinmesinde akla ve gözleme dayalı bilimsel yöntemin ortaya çıkma sürecine verilen isimdir. Bu düşünsel alandaki devrimci süreç, Aydınlanma düşüncesini derinden etkilemiştir.
Kökünü Bilimsel Devrim’den alan aydınlanma düşüncesi sonrasında ise siyasal devrimleri derinden etkilemiştir.
Siyasal devrim, eski düzenin yıkıldığı, yerine yenisinin inşa edildiği, geniş kapsamlı siyasal, ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğuran hızlı bir değişim ve dönüşüm süreci anlamına gelmektedir.
Devrimlerin temel özellikleri; radikal bir dönüşüme işaret etmeleri, halk ayaklanmalarına dayanmaları, şiddet olaylarının görülmesi ve ilk etapta mevcut yasalara aykırılık içermeleridir. Az ya da çok bu özelliklerin hepsini içermeleriyle devrimler, darbelerden ya da isyanlardan ayrılırlar. Aynı şekilde köklü toplumsal ve siyasal dönüşümlere işaret etmeleriyle halk ayaklanmalarından da ayrılırlar.
Tarihsel olgular bize göstermektedir ki devrimler (özellikle de 18. yüzyılda gerçekleşenler), Aydınlanma düşüncesi ile doğrudan bir ilişki içerisindedir.
17. yüzyılın sonundan 18. yüzyılın sonuna kadarki süreçte –Aydınlanma Çağı devrimleri ya da burjuva demokratik devrimler olarak adlandırılan- 1688 İngiliz Devrimi, 1776 Amerikan Devrimi ve 1789 Fransız Devrimi gerçekleşmiştir. Bu devrimlerin düşünsel altyapısında Aydınlanma düşünürleri büyük rol oynamışlardır.
Aydınlanma Çağı sonrasında, hem çeşitli uluslaşma süreçlerindeki devrimci süreçlerde hem de sosyalist devrimlerde Aydınlanma düşüncesinin izlerini gözlemlemek mümkündür.
Bununla birlikte, İran İslam Devrimi gibi örnekler, istisnai de olsa her devrimci sürecin Aydınlanma düşüncesiyle pozitif ilişki kurmasının bir zorunluluk olmadığını gösterir.
Tarihsel olarak Aydınlanma düşüncesi ile devrimler arasında ilişki kurarken ilk değinilmesi gereken, her iki sürecin de aynı tarihsel olguyla, 16. yüzyıldan itibaren Avrupa’da ticaretin önemli düzeyde ekonomik değer üretmesi ve bu bağlamda burjuvazi ya da tüccar orta sınıfların tarih sahnesine çıkmasıyla ilişkili olduğudur.
Aynı zamanda Aydınlanma düşüncesi ile devrimler arasında karşılıklı bir nedensellik ilişkisi de vardır. Aydınlanma düşüncesi devrimleri tetiklemiş, devrimler de Aydınlanma’yla ortaya atılan fikirlerin hayata geçirilmesini sağlamıştır.
Devrimlerle beraber, toplumsal yapının insan iradesi ile değiştirilebileceği, siyasal iktidarın kaynağının dünyevileştirilmesi, toplumsal sözleşme fikriyle ilişkili olarak anayasacılık ve parlamentoculuk, insan hakları söylemi ve kanunlar karşısında eşitlik, laikleşme ya da sekülerleşme gibi çoğu ilk kez Aydınlanma düşüncesi ile ortaya atılan birçok fikir, tarihsel olarak hayata geçme imkânına kavuşmuştur.
Bununla birlikte, Aydınlanma düşünürleri devrimlerden kaçınmışlar, başta entelektüel elitizm olmak üzere birçok nedenden ötürü yaşadıkları dönemde evrimci bir dönüşümü yeğlemişlerdir. Bu bakımdan Aydınlanmacılar, anayasal monarşi rejimine öykünmekle, aydınlanmış kralları desteklemek arasında ikilem yaşamışlardır.