Mustafa Kemal Atatürk Dönemi’nde Dış Politikası
Dış Politika Kavramı Nedir?
“Dış Politika” kavramı modern anlamıyla I. Dünya Savaşı’ndan itibaren tartışma konusu oldu. Devletlerin ve uluslararası kuruluşların birbiriyle olan ilişkileri ise uluslararası ilişkiler olarak tanımlanmaktadır. Dış politika ve uluslararası ilişkiler kavramları arasındaki ilişkiyi ve farklılığı ise şöyle açıklamak mümkündür: “Bir ülkenin, kendi sınırlarının ötesine karşı izlediği politika o ülke açısından “dış politika”dır; daha geniş bir açıdan (sistem açısından) bakıldığında ise bir “uluslararası ilişki”dir.
Türk Dış Politikasının Amaç ve İlkeleri
Türk dış politikasının temel ilkeleri:
- Türkiye’nin dış politikası akılcı ve gerçekçidir.
- Uluslararası sorunların hukuk yolu ile çözümlenmesinden yanadır.
- Türk devletinin dış politikasının ana ilkesi “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”tur
- Devletlerarası ilişkilerde diyaloğa açık ve yapıcıdır.
- Millî siyasete zarar verme niyeti olmayan devletlerle iyi ilişkiler kurmaktır.
- Devletlerarası ilişkiler tarihini iyi bilerek, güvenirlilik esasına bağlıdır.
- Dış politika barışçı, insaniyetçi, kendine güven kadar milliyetçidir.
- Mazlum milletlerin sorunlarıyla alakadardır.
- Diğer devletlerin içişlerine karışmamaktır.
- Dünya barışına katkı sağlamaktır.
Türk dış politikasının amaçları:
- Millî bir devlet kurmaktır.
- Tam bağımsız bir devlet olmaktır.
- Modernleşme ve demokratlaşmaktır.
- Devleti ilelebet yaşatmaktır.
- Barışı korumaktır.
Türk Dış Politikasının Gelişme Evreleri
1919-1923 Yılları Arasında Türk Dış Politikası
Milli Mücadele bir yönü ile savaş meydanlarında bir yönü ile de diplomatik sahada var olma savaşının adı olmuştur. Kongreler döneminde belirlenen Milli Mücadele ilkeleri 28 Ocak 1920’de Meclis-i Mebusan’da alınan Misak-ı Millî kararları ile tam bir programa kavuşturulmuş oldu. TBMM’nin açılmasından ve yeni hükümetin kurulmasından sonra Misak-ı Millî ilkeleri çerçevesinde barışa ulaşmak en büyük amaç olmuştur.
1923-1930 Yılları Arasında Türk Dış Politikası
Türkiye, 1923-1930 tarihleri arasında bir taraftan Lozan’da çözümlenemeyen sorunlarla, diğer taraftan da bazı uluslararası sorunlarla uğraşmıştır.
Musul Meselesi
5 Haziran 1926’da İngiltere ile Ankara Antlaşması imzalandı ve Musul dolaylı olarak İngiltere’ye bırakıldı.
Dış Borçlar Meselesi
Lozan Barış Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’nden devr alınan borçlar Osmanlı Devleti’nden ayrılan devletlere bölünmüş ve Türkiye kendisine düşen payı 1954 yılına kadar ödemek zorunda kalmıştır.
Yabancı Okullar Meselesi
Kapitülasyonlardan yararlanılarak Osmanlı ülkesinde açılmış olan yabancı okullar Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekleştirdiği eğitim reformları ile Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.
Nüfus Mübadelesi Meselesi
Lozan Konferansı’nda ele alınan konulardan birisi de Türkiye’de ve Yunanistan’da yaşayan Türk ve Rumların karşılıklı olarak değişimiydi. Mesele 1930’larda çözüme kavuşturulmuştur.
Bozkurt-Lotus Olayı
1926 yılında Bozkurt adlı Türk Gemisi ile Lotus adlı Fransız Şirketine ait geminin karıştığı kaza sonucunda çıkan kriz Lahey Adalet Divanı’na taşınmış ve burada görülen davayı 7 Eylül 1927’de Türkiye kazanmıştır.
1930-1939 Yılları Arasında Türk Dış Politikası
Türkiye 1930’lardan itibaren dış politikada aktif roller üstlenme gayreti içinde oldu. Bu bütün dünyada işbirliğinin öneminin arttığı; ancak bir o kadar da güçleştiği bir sürecin devamından ibaretti.
Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Katılması (18 Temmuz 1932)
Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı sonrası kurulan Yeni Dünya Düzeni yani “Versailles” sisteminin yaşatılması için kurulmuş uluslararası bir örgüttü. Türkiye, bu cemiyete ilk zamanlar sıcak bakmadı. Zaman zaman Türkiye’nin Cemiyet'e üyeliği gündeme gelmişse de Musul meselesinde Cemiyet'in yanlı tavrı Türkiye’nin örgüte yaklaşımında mesafe koymasına sebep oldu.
Briand-Kellog Paktı
ABD Dışişleri Bakanı Kellog ve Fransa Dışişleri Bakanı M.Briand tarafından sürdürülen görüşmeler sonucunda 27 Ağustos 1928’de Paris’te ABD, İngiltere, Almanya, İtalya, Japonya, Polonya, Çekoslovakya ve Belçika arasında imzalandı. Bu paket ile savunmaya dayanmayan savaş kanun dışı sayılmış ve devletlererarası ilişkilerde barışçı yollara başvurulması esas alınmıştır. Bu suretle de dünyada bir barış havası sağlanmak istenmiştir. Türkiye’de bu pakta 8 Temmuz 1929’de dâhil olmuştur.
Balkan Antantı (9 Şubat 1934)
1930’lu yıllardan itibaren Almanya ve İtalya’nın yükselişi ve uluslararası barışı tehdit etmeye başlaması üzerine tehlikeye birinci dereceden muhatap olması beklenen Balkan Devletleri bir ittifak sisteminin içine girmeye karar verdiler ve yapılan görüşmeler sonucunda Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya 9 Şubat 1934’te Atina’da Balkan Birliği’ni (Entente) kurdu.
Boğazlar Meselesi ve Montrö Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)
Lozan Antlaşması’nda Türklerin boğazlar üzerindeki hâkimiyeti tesis edilememiş ve boğazların idaresi yine uluslararası bir komisyona bırakılmış ve Milletler Cemiyeti'nin garantisi altına verilmişti.
Sadabad Paktı (8 Temmuz 1937)
Türkiye, dünya devletlerinin yeni bir dünya savaşına sürüklenmekte olduğunu erken bir zamanda görebilmişti. Bunun için de ülkenin sınır güvenliğinin bir an evvel gerçekleştirilmesi için büyük çaba gösterdi. İlk adım da 1934’te Balkan Antantı’yla atılmıştı.
Hatay Meselesi ve Hatay’ın Türkiye’ye Katılma Süreci
Türkiye’nin girişimleri ve Hatay halkının çalışmaları sonucunda 2 Eylül 1938’de bağımsızlığı ilan eden Hatay Devleti, bundan sonra da Türkiye ile ilişkilerini bütün sıcaklığıyla sürdürmüştür. Yaklaşık bir yıl varlığını sürdüren Hatay Cumhuriyeti ve Meclis’i Türkiye’ye katılmayı gündemine almıştır. Bu arzu, 29 Haziran 1939’da Meclis’te oybirliğiyle gerçekleştirilmiş ve Hatay Cumhuriyeti Anavatana katılma kararı vermiştir.