Atatürk Düşünce Sistemi Çerçevesinde Atatürk İlkeleri
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel özelliklerini ifade eden 5 Şubat 1937’den beri Anayasa’da yerini bulan Atatürk İlkeleri; Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik ve İnkılapçılık olmak üzere altı tanedir.
Cumhuriyetçilik
Cumhuriyet bir devlet veya hükümet şekli olarak da ifade edilir. Devlet şekli olarak Cumhuriyet; egemenliğin bir kişi veya zümreye değil, toplumun bütününe ait olması demektir. Hükümet şekli olarak ise başta devlet başkanı olmak üzere, devletin başlıca temel organlarının seçimle belirlendiği, dolayısıyla veraset sisteminin kesinlikle kabul edilmediği bir hükümet şeklidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Anayasası olan 1921 tarihli Teşkilât-ı Esâsîye Kanunu’nun 29 Ekim 1923’te yapılan değişikliğinde “Cumhuriyet” bir hükümet şekli olarak ifade edildiği hâlde, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında Cumhuriyet bir devlet şekli olarak belirlenmiştir. Demokrasi ile Cumhuriyetin yakın ilgisi vardır. Ancak bu kavramlar birbirleriyle karıştırılmamalıdır. Cumhuriyet bir biçimi, demokrasi ise içeriği ifade eder. Cumhuriyet devleti ve toplumu; demokrasi ise bireyi dolayısıyla yaşam tarzını ifade eder.
Milliyetçilik
Milliyetçilik millet gerçeğinden hareket eden bir fikir akımı ve çağımızın en önemli düşünce akımlarından birisidir.
Milliyetçilik sadece ortak geçmişe bağlılık değil, istikbale yönelik amaç, gaye ve düşünceler açısından da birlikteliği ifade eder. Milliyetçilik; insanın içinde yaşadığı topluma yakın olması, kendisini ona bağlı hissetmesi, onu sevmesi ve yüceltmesidir.
Türk milliyetçiliğinin kendine has özellikleri vardır. Türk milliyetçiliği fertleri Türk milletine bağlayan manevi bir köprüdür.
Atatürk’ün öngördüğü Türk milliyetçiliğinin özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:
- Millî birlik, beraberlik ve bütünlüğü esas alır.
- Saldırgan değil barıştan yanadır.
- Irkçılık ve şovenizme karşıdır.
- Laik ve çağdaş düşünceye açıktır.
- Demokratiktir.
Halkçılık
Halkçılık, halkın halk tarafından halk için idaresidir. Halkçılıkta asıl önemli olan halkın kendi kendini demokratik esaslara uygun olarak yönetmesidir. Halkçılıkta devletin siyasî rejimi, halk tarafından ve halkın menfaati esas alınarak kullanılır. Halkçılık gerçek demokrasinin gerçekleşmesi ve yerleşmesi amacına yöneliktir.
Atatürk’e göre Halkçılık ilkesinin temel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
- Halkçılık, diğer sistemlerde olduğu gibi toplumun bir kesimini değil, tüm milleti kapsar, toplumun tümünü halk olarak görür.
- Sınıf kavramına ve sınıf çatışmasına karşıdır. Atatürk’e göre sınıf yoktur, meslekler ve çalışma grupları vardır.
- Demokrasi ve millî egemenlikten yanadır.
- Kanun önünde eşitlik ve adaleti sağlamaya yöneliktir.
- Halkın mutluluğunu sağlamayı ve refah düzeyini arttırmayı amaçlar.
- Atatürkçü düşüncede Halkçılık ilkesi iç barışın teminatıdır. Bu ilkenin uygulanması ile sınıfsız, ayrıcalıksız ve kaynaşmış bir toplumun varlığı sağlanmaktadır.
Devletçilik
Devletçilik devlet yetkilerinin artması, genişlemesi, kamu hizmet ve faaliyetlerinin yayılması demektir. 1931’de Atatürk’ün Devletçilik ilkesi Türkiye’nin kalkınma programının esaslı bir maddesi olarak benimsenmiştir. Devletin kısa zamanda kalkınması için özellikle ekonomik alanda fertlerin yapamayacağı yatırımları devletin yapması ve ekonomiyi geliştirmek, sosyal ve kültürel kalkınmayı sağlamak için yürürlüğe konulmuştur.
İnkılapçılık
Atatürk ilkelerinden İnkılapçılık, Türk inkılabının korunması, aklın ve bilimin yol göstericiliğinde çağın gerçeklerine göre sürekli olarak geliştirilmesi ve yenilenmesi ilkesidir.
İnkılapların kararlılıkla korunması, inkılapçıların, özellikle de Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliğinin görevidir. İnkılapçılık elbette sadece Türk inkılabını korumak anlamını taşımaz. Tek başına böyle bir anlayış inkılabı dondurmak, onu ölüme mahkûm etmek anlamına gelir. Bu nedenle Türk İnkılabı’nın dinamik idealinin gerçekleşmesi, çağdaş uygarlık düzeyinin gerektirdiği atılımların yapılmasını gerektirir. Çünkü uygarlık yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır.
Laiklik
Laiklik; en genel tanımıyla, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinî inançların devlet yönetiminde ve siyasette rol oynamaması esasına dayanır.
3 Mart 1924’te hilafet kurumu kaldırılarak laik devletin önündeki en büyük engel aşılmıştır. Aynı gün kabul edilen başka bir kanunla Şeriye ve Evkaf Vekâleti de kaldırılmıştır. Yine aynı tarihte kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Eğitim-Öğretimi Birleştirme Kanunu) ile birbirinden farklı dünya görüşlerine sahip eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış ve böylece “Laik Eğitim Sistemi'ne” geçilmiştir.