Aile İçi Şiddet

Şiddet fiziksel, cinsel, psikolojik duygusal ve ekonomik şiddet olarak farklı biçimler alabilir. Ancak aile içi şiddet çoğu zaman bu türlerin birden fazlasını içeren davranışlar olarak ortaya çıkmaktadır. Aile içi şiddet; aile üyelerinin birbirlerine yönelik her tür zarar verici davranışları olarak ifade edilebilir. Aile içi şiddet, fiziksel, cinsel, duygusal, sözel ve ekonomik şiddet olarak incelenmektedir. Fiziksel şiddet, bedene zarar vermeye yönelik eylemlerdir. Cinsel şiddet tecavüz, cinsel ilişkiye zorlama, ensest gibi kişiyi istemediği hâlde cinselliğe yönelten çeşitli davranışlardır. Sözel şiddet, aşağılayan, küçük düşüren, tehdit eden ifadeler kullanmaktır. Duygusal şiddet ilgisiz ve sevgisiz davranma, ihmal ve istismar edici davranma, çocukların gelişimlerine destek olmama ya da doğrudan engelleme, aile bireylerini tanıdıklarıyla görüştürmeme gibi baskı ve şiddet biçimleridir. Ekonomik şiddet, parasını elinden alma, geçimine maddi destek sunmayarak engel olma, çalışmasını engelleme ya da zorla çalıştırma gibi eylemlerdir.

James W. Messerschmidt bu baskın toplumsal erkek rolünü “hegemonik erkeklik” olarak tanımlar. Hegemonik erkek, güç kullanan, üstün konumda olan, hedeflerine ulaşmak için saldırganlaşan bir kimlik kategorisidir.

Aile içi şiddete ilişkin yaklaşımların bir kısmı konuya aile içi geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin işlevsel uyum ve bütünlüğüne vurgu yaparak muhafazakâr bir bakış açısı sunarak aile içi şiddeti bu işlevsel bütünlüğün bozulması ile açıklarken, feminist teoriler ve çatışmacı yaklaşımlar ataerkilliğin ve üretim ilişkilerinin kadının aile ve toplum içinde baskı altında tutulmasına olan katkısına odaklanmakta ve aile içi şiddeti bu dinamiklerle açıklamaktadır.

Aile içi şiddet tüm aile bireylerini tehdit etmekle birlikte sistematik olarak yöneldiği kesimler kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engellilerdir.

Aile içi şiddetle mücadelede en önemli uluslararası düzenlemelerden biri Türkiye tarafından da imzalanmış olan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiyesine İlişkin Bildirge’dir (CEDAW). Bunu, kadına karşı her türlü şiddetin önlenmesi ve bunun için de hükûmetler üstü bir politika geliştirilmesini öngören 1995 yılında kabul edilen Pekin Deklarasyonu izlemiştir. Türkiye tarafından 2011 yılında kabul edilen İstanbul Konvansiyonu ise kadına karşı şiddetin tespit edilmesi, ölçülmesi ve önlenmesine ilişkin hükümler içermektedir. Türkiye tarafından 1994 yılında kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme de yine çocuğun aile içi şiddetten korunmasını da içeren ilkeler taşımaktadır.

En önemli ulusal düzenlemeler ise aile içinde özellikle kadını ve çocuğu şiddetten korumaya yönelik 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ve 2012 yılında onun yerini alan 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun olmuştur.

Aile bireyleri kanunlar ile aile içi şiddete karşı hakları güvence altına alınmış olmakla birlikte ataerkil ve şiddeti normalleştiren toplumsal yapı ve değerler, kadının toplum içindeki statüsünün düşüklüğü gibi nedenler aile içi şiddetin yeniden üretilmesinde çözüm bekleyen başlıca sorunlardır.