Aile Kuramları

Aile kavramı birçok bilim dalının araştırma alanına girmektedir. Bununla birlikte aileni tanımlanması, kurulması, ailede yer alan bireylerin sorumluluklarının belirlenmesi ve ailenin dağılması gibi konular bilimin farklı dallarının yanı sıra devlet, hukuk ve din kurumlarının belirleyici etkilerinin olduğu alanlar arasında gösterilebilir.

Aile teorilerinin oluşumunda sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinin katkısından bahsetmek mümkündür. Aileyi, içerisinde yer alan bireylerin özellikleri açısından ele almanın mümkün olmasının yanı sıra ailede oluşan iletişim örüntülerinin bireyleri ve toplumu etkileme potansiyelinin incelendiği disiplinler bulunmaktadır.

Bireyler diğer bütün sosyal gruplardan daha fazla zamanlarını aile içerisinde geçirmektedir. Bir aile içerinde dünyaya gelen bireylerin genellikle uzun bir süre aynı sosyal dinamiklerle hayatlarına devam etmeleri beklenir. Aynı zamanda anne ve babanın dışındaki aile bireyleri istemsiz olarak aileye dâhil olmaktadırlar. Başka bir anlatımla ailede yer alan fertler söz konusu ilişki örüntülerine gözünü açmaktadır. Aile, içindeki bireylerin oynadıkları rollerin zaman içerisinde değişime uğramaması nedeniyle diğer sosyal gruplardan ayrılmaktadır. Sözgelimi kardeşler arasındaki yaş farkı veya ebeveyn ve çocuk rolü süreklilik arz etmektedir. Bu durum aile içi ilişkileri rol temelli olmaktan çok duygusal bir zemine taşımaktadır.

Aile içerisinde birçok ilişkisel yapının eş zamanlı olarak etkileşim hâlinde olduğundan bahsedilmektedir. Eşler arasındaki ilişki, anne baba rolü ile birlikte ebeveyn ilişkisi, çocukların kendi aralarındaki ilişkiler, ailenin diğer üyeleri ile gerçekleştirilen ilişkiler. Söz konusu ilişki örüntüsü birbirini etkileyen, karmaşık ve bazen birbiriyle çelişen rollerin aynı anda yerine getirilmesini gerektiren bir yapıya sahiptir. Yapısal işlevsel aile kuramına göre çocuğun ailenin bir üyesi olma sürecinden topluma birey ve devlete vatandaş olması önemli ölçüde ailenin kurduğu ilişkilerin bir fonksiyonudur.

Sembolik etkileşim kuramı insanlar arasındaki ilişkilerde öncelikle bireysel olarak anlam oluşturmanın önemine vurgu yapmaktadır. Bireylerin kendilerini, diğer insanları ve çevreyi algılama, anlama ve yorumlama biçimleri üzerinden ele alan kurama göre aile içerisinde olup bitenlerin bireysel olarak nasıl anlaşıldığı üzerinde durulmaktadır. Bu açıdan ailede aynı deneyimleri yaşayan üyelerin zaman zaman birbirlerinden oldukça farklı anlamlar üretmeleri kuram açısından önemli bir argümandır.

Sosyal çatışma kuramı, insanlar arası ilişkilerin anlaşılmasında uyum, iş birliği ve bir arada durma gibi insanların işlevlerine ve bir araya gelmeleriyle oluşan yapıya değil, çatışma, otorite ve itaat gibi karşılıklı güç mücadelelerinin önemine vurgu yapmaktadır. Aile içerisinde üyelerin birbirlerinin rollerine atfettikleri değer ve buna bağlı olarak ortaya çıkan aile içi statüler bağlamında bireyler arası güç mücadelesi, oluşturulan ittifaklar ve çatışmalar belirleyici etkiye sahiptir.

Sistem yaklaşımı yapısal işlevsel yaklaşıma benzer olarak toplulukları birbiriyle uyum içerisinde çalışan bir bütün olarak değerlendirmektedir. Sistem yaklaşımında iki temel öge, sistem ve çevredir. Bu bağlamda sistem, çevre ile sınırlarını koruyan ve aynı zamanda diğer sistemler ve çevre ile etkileşim hâlinde olan yapıdır. Bununla birlikte sistemi oluşturan ve varlığını devam ettirmesini sağlayan bileşenler arasında girdi, çıktı, işlem ve geri dönüt sıralanmaktadır. Aile üyelerinin davranış ve tutumlarında diğer üyelerle sürdürülen iletişim büyük önem taşımaktadır.

Aile ekolojisi kuramı, 20. yüzyılın sonlarında geliştirilen ve birbiriyle iletişim hakinde olan alt sistemlerin ilişkileri üzerinden aileyi tanımlayan bir yaklaşımdır. Ekolojik kurama göre birey en yakınındaki somut ve soyut öğelerden başlayarak dış dünya ile ilişkilerini geliştirmektedir. Bireyle ve dolayısıyla aileyle etkileşim hâlinde olan ve iç içe geçen alt sistemler olarak çevreyi tanımlayan ekolojik yaklaşıma göre her sistem diğerine karşılıklı olarak bağımlıdır.

Aile gelişim kuramı ile gelişim kuramı sosyal bilimlerde genellikle eklektik kuramlar olarak ifade edilen ve mevcut kuramsal yaklaşımların bir araya getirilmesi anlamına gelen bir aile kuramıdır. Gelişimsel kuramda birey, aile ve toplumun özellikleri ve ihtiyaçları birlikte değerlendirilmektedir. Bireylerin yaşamın çeşitli aşamalarında değişen ihtiyaçları ve buna bağlı olarak kendilerinden beklentilerin farklılaşmasını temel alan kurama göre birey ve topluluk dengesinin sağlanması öncelenmektedir.