Korunan Alanlarda Açık Alan Rekreasyonu ve Yönetimi
Koruma kavramı mevcutta ve gelecekte olacağı öngörülen bir ya da daha fazla tehdide karşı önlem almak, oluşmasını önlemek, oluşması önlenemeyecek bir tehdit veya oluşmuş tehdit ise en az hasarla atlatılması ve bertaraf edilmesini sağlamaktır.
Koruma kavramı ekolojik riskler, küresel ısınma başta olmak üzere, insanın çılgına dönmüş tüketim çılgınlığına karşı duruş açısından giderek daha önemli olmaya başlamıştır. Bireyler kendilerine ait olan taşınır ve taşınmazları korumakla görevli iken devletler; ülke sınırları içindeki insan, hayvan, yeraltı ve yerüstü zenginliklerin ve varlıkların hepsini mevcut veya gelecekte olacağı öngörülen her türlü tehdide karşı korumakla görevlidir.
Koruma statüsündeki alanların ülkemizdeki koruma görevi ülkemizde Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Bu iki kurum tarafından korunan alanlar; Milli Parklar, Tabiat Anıtları, Tabiat Parkları, Hayatı Geliştirme Sahaları, Tabiat Koruma Alanları, Muhafaza Ormanları, Ramsar Alanlar, Uluslararası Öneme Haiz Sulak Alanlar, Mahalli Öneme Haiz Sulak Alanlar, Ulusal Öneme Haiz Sulak Alanlar, Şehir (Kent) Ormanları, Gen Koruma Ormanları, Tohum Meşçereleri, Tohum Bahçeleri, Özel Çevre Koruma Bölgeleri, Doğal Sit Alanları ve Tabiat Varlıklarıdır.
Mili Parklar Genel Müdürlüğü ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yönetimi dışında iki farklı korunan alan vardır. Bunlar; Biyogenetik Rezerv Alanları ve Biyosfer Rezerv Alanlarıdır.
Koruma insanlık tarihi kadar eski olsa da, Romalılar zamanından başlayarak yasalar ve düzenlemelerle koruma başlamış ve 1872 yılında günümüz anlayışına uygun ilk koruma kararı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sınırları içinde Yellowstone’da dünyanın ilk milli parkı olarak ilan edilmiştir. Ülkemizde ilk milli park 1958 yılında açılmıştır. 2018 yılı verilerine göre dünyada karasal alanların %14,87’si ve denizlerin %7,27’si koruma altındadır. Bu oldukça düşük bir orandır.
Doğa olarak kabul edilecek korunan alanların tamamı ve koruma kapsamı dışındaki tüm doğal alanlar, ulusal ormanlar; karada, suda, havada, kar ve buz üstünde yapılan, insan enerjisi dışında enerji kullanarak yapılan, yeraltında yapılan her türlü Açık Alan Rekreasyonu (AAR) etkinlikleri için kaynak niteliği taşır.
Korunan alanlardaki ziyaretçi baskısı koruma-kullanma dengesinde koruma lehine uygulamaların ön planda tutulmasını sağlamaktadır. Bu alanların etkin koruma yönetim stratejilerinin alanın özelliklerine uygun bir yapıda şekillendirilmesi oldukça önemlidir. Korunan alanların eko turizm ve rekreasyon potansiyeli kırsal kalkınmanın bir aracı olarak görülebilir. Kırsalda yaşayan bireyler hem gündelik işlerini halledecek hem de kırsal kalkınma amaçlı yapılan projede çalışarak veya girişimcilik yaparak ekonomik fayda elde edebilecektir. Kırsal kalkınma için önemli bir fırsat ve model olan kültür rotalarının tüm dünyada popülerliği giderek artmaktadır.
Korunan alanların AAR potansiyelinin artması orada yapılan doğal müdahalelerin doğru yapılması, peyzaj düzenlemeleri ve donatı elemanlarının tasarımında işlevsel, teknolojik ve psikolojik ölçütleri sağlıyor olması gereklidir.
Korunan alanlar mutlaka kırsal kalkınmanın girdisi oalrak düşünülmeli ve planlanmalıdır. Yerel halkın çıkarlarının düşünülmediği ve yerel halkın desteğini almayan hiç bir koruma çalışması başarıya ulaşmamaktadır.
Aynı zamanda tüm bireyler doğa, çevre, ekosistem, küresel ısınma, korunan alanlar, eko turizm, AAR konularında eğitilmelidirler.